ForumSitesi
Geri git   ForumSitesi > Eğitim-Öğretim > Dersler > Hukuk

Polis Meslek Hukuku konusu , Dersin Hedefleri 1 . Emniyet Teşkilatı, Polis Meslek Hukuku ve polisin görev ve yetkileri ile ilgili belli başlı kavramlar bilgisi. 2 . Polisin temel görev alanlarının bilgisi. 3 . Kolluk, ..
Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Polis Meslek Hukuku
Cevaplar
0
Sonraki Konu
Sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1950
Önceki Konu
Önceki Konu
Yeni Konu aç Cevapla
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 05-17-2010, 10:17 #1
Administrator
 yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-10-06
Üye No: 3
Yaş: 53
Mesajlar: 34.389
Konular: 24173
Mesleği: İşletme - Muhasebe - Maliye ve Yöneticilik
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı : 51478
Aldığı Teşekkür: 371
Ettiği Teşekkür: 88
Standart Polis Meslek Hukuku

Tüm filmli fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

Tüm online kadın giyim fırsatları için tıklayın !

Polis Meslek Hukuku
Dersin Hedefleri

1. Emniyet Teşkilatı, Polis Meslek Hukuku ve polisin görev ve yetkileri ile ilgili belli başlı kavramlar bilgisi.
2. Polisin temel görev alanlarının bilgisi.
3. Kolluk, Polis, Devlet Memurluğu ve Emniyet Teşkilatıyla ilgili belli başlı sınıflamalar bilgisi.
4. Toplumların güvenlik ihtiyacı açısından emniyet hizmetlerinin önemini kavrama.
5. Emniyet Genel Müdürlüğünün idari teşkilat yapısının bilgisi.
6. Polisin görev ve yetkilerini mevzuat çerçevesinde analiz edebilme.
7. Türk Polisinin tarihi süreç içinde geçirdiği evreler bilgisi.
8. Polisin görev ve yetkilerinin yasal dayanaklarını kavrama gücü.
9. Mesleki disiplin ve hiyerarşik yapıya uygun hareket etmeye özen gösterme.
10. İnsan haklarına saygıyı ön plana alan tutum ve davranışlara sahip olma.
11. İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması açısından polislik mesleğinin önemini kavrama.
12. Devletin temel nizamıyla ilgili kanunları mesleki açıdan analiz edebilme.
13. Ateşli silahların ve bıçakların özelliklerinin bilgisi.
14. Basın ve Yayım ilkelerini kavrayabilme.
15. Ülkemize giriş-çıkış yapma ve yabancıların ikamet etme durumlarının bilgisi.
16. Toplantı Hak ve hürriyetlerinin kullanılmasına yönelik yasal düzenlemeleri kavrama gücü.
17. Polislik mesleğindeki rütbe ve işaretler bilgisi.
18. Kanunlarla polise verilmiş olan yetkiler ve bu yetkileri mevzuat hükümleri çerçevesinde uygulama bilgisi.
19. Polisin adli ve idari görevlerini analiz edebilme.
20. Polise görev ve yetki veren diğer kanunlar bilgisi.
21. Polisiye mevzuatta meydana gelen değişiklikleri takip etmeye özen gösterme ve eski-yeni arasında karşılaştırma yapabilme.
Çalışma ve Öğrenme Stratejileri

1. Bölümlerin içeriğine göre ilgili bölüme kaynak teşkil edecek olan Anayasa, Emniyet Teşkilatı Kanunu, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu, Polise görev ve yetki veren diğer kanun metinleri, Ceza Muhakemesi Kanunu, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü, Disiplin Talimatı, Emniyet Hizmetleri Sınıfı Kıyafet Yönetmeliği ile hukuk sözlüğü bulundurulmalıdır.
2. Bölümlerle ilgili temel kavramlar çıkarılmalı ve tanımları yapılmalıdır.
3. Kavramların kalıcılığını sağlamak için tekrar yapılmalıdır.
4. Her öğürencinin yanında dersle ilgili kanunlar ve kaynaklar bulunmalıdır. Kanun bakma alışkanlığı kazanmak için bölümlerle ilgili kanun maddeleri mutlaka kanun metinlerinden bulunup okunmalıdır.
5. Öğrenmeyi kolaylaştırmak amacıyla hazırlanan sorular cevaplandırılırken ilgili bölümlere muhakkak başvurulmalıdır.
6. Konular işlenmeden önce en az bir kere okunmalı ve derse hazırlanmış olarak gelinmelidir.
7. Her dersin ve ünitenin sonunda bir önceki ders ve ünitede işlenen konuların kısa bir tekrarı yapılmalı ve geri bildirim alınmalıdır.
8. Öğrenciler derse hazırlanmış olarak gelmelidir. Öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyi, onun derse katılımını etkileyen en önemli etkenlerden biridir.
9. Öğrenci dersi dikkatli dinlemeli, anlamadığı konuları sormalıdır.
10. öğrenciler ders hocasının açtığı tartışmalara katılmalıdır. Tartışmanın kural ve ilkelerine uyulmalıdır.
11. Öğrenciler, öğrenme sürecinin her aşamasına katılmalıdır.


BİRİNCİ ÜNİTE

GENEL OLARAK KOLLUK VE POLİS

Hedef Davranışlar
Bu üniteyi çalıştıktan sonra aşağıdaki hedef davranışları kazanmanız beklenmektedir.
1. Kolluk ve polis kavramlarını açıklama.
2. Kamu düzeni ve güvenlik ihtiyacı ile ilgili kavramların tanımlarını yazma, söyleme.
3. Kamu düzeni, güvenlik ihtiyacı ve polis arasındaki ilişkiyi yorumlama.
4. Polisin toplumdaki rolünü açıklama.
5. Hukuk devletinde polisin yeri ve önemini açıklama.
6. Emniyet teşkilatının ortaya çıkış nedenlerini açıklama.
7. Demokratik toplumlarda temel polis görev ve rollerini ifade etme.
8. Kolluk hizmetlerinin özelliklerini ifade etme.
9. Kolluk hizmetlerinin yasal dayanaklarını açıklama.
10. Türk Polis Teşkilatının tarihsel aşamalarını (kronoloji) ifade etme.
11. Türk Polis Teşkilatının tarihsel aşamalarındaki farklılıkları analiz etme.
12. Tarihsel süreç içerisinde polis yerine kullanılan kavramları söyleme, yazma.
13. Türk polis eğitiminin tarihsel süreç içinde gelişimini anlatma.
14. Zabıta hizmetlerinin önemi ve niteliğini açıklama.

1. KOLLUK (ZABITA)

1.1. Kolluk (Zabıta) Kavramı

Kolluk terimi; kollamak kelimesinden türetilmiştir. Eski zabıta teriminin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Zabıta, zaptiye, inzibat hep aynı kökten türetilmiş birer isimdir. Kolluk, kollama görevini yapan kuruluşa, bazen de o kuruluş adına hareket eden kişiye ad olmaktadır (Şafak, 1989: 72).
Zabıta ve Zabtıyye, ülke içinde genel düzeni, emniyeti, güvenliği ve asayişi sağlamakla görevli bütün teşkilat; polis, jandarma, mahalle ve kır bekçileri, belediye zabıtası ve sair yasalarla kurulmuş güvenlik teşkilatı ve bunların mensupları anlamına gelmektedir (Şafak, 1992: 659).
Genel olarak, kamu düzenini koruma, kollama, suç ve suçluları tespit etme, yakalama ve bu amaçla ilgili kurum ve kuruluşlara yardımcı olma görevlerine kolluk (zabıta) görevleri denilmektedir. Bu genel tanım esas alındığında kolluk (zabıta) kavramı, yukarıda sayılan görevleri yapan teşkilat veya bu teşkilatta çalışan bu amaçla görevlendirilmiş görevliler için kullanılmaktadır (Dündar, 1987: 1).
Kolluk, bir yandan kamu düzenini sağlayan, koruyan ya da bozulduğunda eski durumuna getiren yönetsel etkinlikler, diğer yandan da bu tür etkinlikleri yürüten görevliler anlamında kullanılır. Kolluğa zabıta veya polis de denir (Gözübüyük,1987: 185).
Emniyet; devlete, topluma, kişilere, mal ve eşyalara yönelik sabotaj, tehlike ve kazaları önlemek için alınan, hukuka uygun önlemlerin tümünü ve bu önlemlerin alınmış bulunduğu hali belirtir. Asayiş ise; hukuka uygun ve gerekli önlemlerin alınması sonucu; devlete, topluma, kişilere mal ve eşyalara yönelik tehlike, kaza ve sabotajların söz konusu olmadığı bir ortamı; düzensizlik ve karışıklıkların önlendiği, hayatın normal akışının sağlandığı hali; dirlik ve düzenin varlığı konusunda kamuda yaratılan yerleşik ve yaygın inancı ifade eder. Devletin sağlamak ve korumakla görevli olduğu düzen ve güven, “emniyet” ve “asayiş” gibi kavramlarla ifade edilmektedir (Aydın, 1996: 1).
Dünya tarihine baktığımızda genel olarak devletlerin ve toplumların temel sorununun dış güvenliklerinden ziyade iç güvenlikleri olduğu görülmektedir. Her millet yek vücut halinde dış düşmanları ülkelerinden kovmada başarılı oldukları halde, bağımsızlığına kavuştuktan kısa bir süre sonra iç kaosa, çekişme ve kavgalara sürüklenmiştir. Bu bağlamda toplumu bu iç huzursuzluktan kurtarmada, huzur ve güveni sağlamada kolluk güçlerinin rolü ve sorumluluğu ön plana çıkmaktadır (Şafak ve Bıçak, 2000: 1).
Toplumda tehlikeleri önlemek ve güvenliği sağlamakla görevli organı ifade etmek için “Polis, zabıta, kolluk” gibi terimler kullanılmaktadır. Bu ünitede, “kolluk” terimi genel anlamda, Polis ve Jandarmayı içine alacak şekilde kullanılmaktadır.
Devletin, kamu düzenini sağlama, koruma, kollama, suç ve suçluları tespit edip yakalamakla görevli kuruluşlarına Zabıta Teşkilatı; bunların mensuplarına da Zabıta denilmektedir.
Kolluk, kamu düzenini ve güvenliğini koruma, kollama; suç ve suçluları bulmakla görevli ve gerektiğinde zor kullanma yetkisine sahip olan ve kanunlarla verilen yetkiler çerçevesinde görev yapan bir devlet kuruluşudur. Başka bir ifadeyle Polis, emniyet ve asayişi sağlayan, hukuki mevzuatın verdiği görevleri yapan, yine kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanan icra ve inzibat kuvvetidir. Ülkede asayişi sağlama görevi hükümete aittir. Hükümet içerisinde bu görev İçişleri Bakanı tarafından yürütülmektedir.
3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun (ETK) 1. maddesine göre; “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden Dahiliye Vekili mesuldür. İçişleri Bakanı, genel emniyeti ve asayişi sağlamak için, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve gerekirse diğer bütün Zabıta Teşkilatından istifade ederek bu görevi yerine getirir. Lüzumu halinde Bakanlar Kurulu Kararıyla ordu kuvvetlerinden de istifade edilir.”

1.2. Polis Kavramı

Polis sözcüğü, Yunanca Politeia, Latince Politia sözcüklerinden türemiştir. Fransızca ve İngilizce Police, Almanca Polizei, İtalyanca Polizia olarak ifade edilmektedir. Polis kavramı köken olarak eski Yunanca’da politika anlamında kullanılmıştır. Başlangıçta site ve şehirleri, şehirdeki devlet ve hükümet faaliyetlerini ve yönetimi ifade etmekteydi. Bu anlamda polis deyimi, sitenin tüm kamu hizmetlerinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Eski Yunan’da kent veya şehir karşılığı kullanılan polis, daha sonra anlamını genişleterek kent teşkilatı ve devlet yönetimi gibi anlamlara gelmeye başlamıştır (Derdiman, 1997: 5). İngilizce’deki “police” ve Türkçe’deki “polis” kavramları kökeni bunlar olsa da günümüzde güvenlik gücü anlamında kullanılmaktadır (Aydın, 1996: 5).
Eski Türklerde polis sözcüğünün karşılığı olarak “Yarkan” terimi kullanılmıştır. Moğolca’da “Daruga” kelimesi polis anlamına gelmektedir. Bu kelimelerin ikisi de Uygur metinlerinde geçmekte, Yarkan; polis, dedektif manalarında, Daruga ise; gece bekçisi, polis memuru, vergi tahsildarı anlamında kullanılmıştır.
Karakol sözcüğü, eski Türk polis teşkilatına dayanmakta olup, bugünkü polis teriminin karşılığıdır. Eskiden dirlik ve düzeni sağlayanlara karakol, bu işlerin yürütüldüğü yerlere de karakol hane adı verilmiştir. Peçenek Türklerinin gözetlemek amacıyla yaptıkları kalelerden birinin adı karakudur. Karaku sözcüğü de, karakol gibi gözetlemek anlamına gelen karamak fiili kökenine dayanmaktadır.
Öte yandan Şemsettin Sami, ünlü eseri Kamus-i Türki’de karakol sözcüğünü, karagul ve karavul şeklinde ifade etmektedir. Türkçe’de kol, asker manasına gelmektedir. Kara ile de gece ifade edildiğinde gece askeri, gece kolu ya da gece bölüğü şeklinde tanımlandığı anlaşılmaktadır.
Meydan Larousse polisi, bir ülkenin sükun, güvenlik, sağlık ve düzenini sağlamak ve korumak amacıyla idare tarafından alınan ve yürütülüp gerçekleştirilmesi bir takım müeyyidelerle sağlanan genel ve özel önlemleri ve bu amaçla yerine getirilen hizmetlerin tümünü ifade eden bir terim olarak açıklamıştır.
Polis kavramı, genel olarak “teşkilat”, “fonksiyon”, ve “personel” olmak üzere üç anlamda kullanılmaktadır. Genel kabul gören tanım polisin öncelikle toplumsal düzeni koruyan bir kurum olduğudur (Aydın, 1996: 5-6).
Polisin bir bakıma görev ve yetki yasası sayılan 2559 sayılı PVSK’ya göre polisin tanımı yapılırken aynı zamanda görevleri de ana hatlarıyla sayılmıştır: “Polis; asayişi, amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.
Yardım isteyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muavenet eder. Kanun ve nizamnamelerin kendisine verdiği vazifeleri yapar” (PVSK/Md.1)
PVSK’nın birinci maddesine göre polisin, önleyici, koruyucu, hem koruyucu hem önleyici, caydırıcı ve düzenleyici yetki ve görevleri vardır.
Polis deyimi bugün, lügat anlamı olarak kent içinde kamu düzenini, huzur ve esenliği sağlayan örgüt, kolluk, zabıta, şehirlerdeki güvenliği sağlamakla görevli kişiler anlamında kullanılmaktadır.
Türk polis literatüründe polis genel olarak, toplumda düzeni sağlamak, suç işlenmesini önlemek ve suç işlendikten sonra failleri ele geçirerek adalete teslim etmekle görevli ve yetkili kişi ve kuruluşlar olarak tanımlanmaktadır.
Avrupa Birliği’nin ortak polis tanımı ise şöyledir: “Polis, toplumda insan haklarına saygı göstererek asayişi sağlayan ve halkın güvenliğini koruyan kamu görevlisidir.”
Polisin tanımını yapmada polisin gördüğü hizmetler veya icra ettiği toplumsal fonksiyonlar büyük rol oynar. Zaten polisin değişik kişi veya kuruluşlar tarafından farklı tanımlanmasının sebebi de polisin toplumdaki rolü hakkındaki farklı görüşler ve anlayışlardır.
Polisin rolü hakkındaki genel tartışma; polisin genel olarak devletin ve sistemin koruyucusu olan bir kolluk kuvveti mi, yoksa halka hizmet etmekle görevli kişi ve kuruluşlar mı olduğu sorusu etrafında yoğunlaşmaktadır (Aydın, 1996: 7).
Bir görüşe göre, kapitalizmin ortaya çıkışı ile devletin ve devlete veya sisteme hakim olan siyasi ve ekonomik güç sahipleri, mevcut statülerini ve varlıklarını korumak amacıyla polis gücü oluşturmuşlardır. Bu görüşte olanlar; halen de polisin rolünün bu merkezde olduğunu ileri sürerler. Yine bu görüş sahipleri, aslında polisin tamamen halka hizmet veren bir güç olması gerektiğini; suç ve suçluya karşı olduğu gibi, gerekirse devlete karşı bile halkı korumakla görevli olması gerektiği görüşünü ileri sürerler.
Diğer taraftan, devlet ve sistem hakkındaki fikirleri açısından “muhafazakar” olanlara göre, polis sadece halka karşı devletin ve sistemin koruyucusu değil, ama aynı zamanda devlete karşı halkın yanında da değil; hem Devletin hem de halkın selameti için rol üstlenen bir güçtür (Aydın,.1996: 7-8).

1.3. Kolluk (Zabıta) Hizmetlerinin Özellikleri

Kolluk hizmetlerinin özellikleri şunlardır (Yaşar, 1997: 21).:
1. Kolluk hizmetleri devamlılık esasına göre; zaman mefhumuna bağlı kalmadan günün kesintisiz 24 saatini kapsayan, gece ve gündüz devam eden, düzenli ve kesintisiz hizmetlerdir. Bu nedenle süreklilik gösterir. Hizmetin sürekli, etkin ve kesintisiz devam edebilmesi amacıyla kollukta (polis, jandarma vb.) nöbet sistemi getirilmiştir.
“Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tespit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir.”(PVSK ek madde 4)
2. Kolluk hizmetleri bütün mekanı kapsar. Bu hizmetler tüm alanlarda hizmet verebildiği ölçüde daha güvenli ve huzurlu ortamdan bahsetmek mümkün olabilecektir. Hizmetlerin tüm mekanı kapsaması için merkez, karakol, nokta, her türlü yaya-motorize devriyeler çıkarılması gerekmektedir. (Polis şehir içinde, Jandarma kırsal kesimde, Sahil Güvenlik ise denizde kolluk hizmetlerini yürütür.)
3. Kolluk hizmetlerini yapanlar zor kullanma yetkisine sahiptirler. Bu görevleri yapan kişiler yasalarda belirtilen şekil ve şartların doğması halinde yine kanunların belirlediği şekilde zor kullanabilirler.
“Polis; yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirmek için zor kullanabilir.
Zor kullanma, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göre etkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkilerini ifade eder” (PVSK ek madde 6 (Ek:1985/3233)
4. Kolluk hizmetini yapan görevliler silah taşırlar. “Polis, silahlı icra ve inzibat kuvveti olup üniformalı ve sivil olmak üzere iki kısımdır.” (ETK/4)
Zor kullanma yetkisinin tabii bir sonucu olarak bu hizmette görev yapanlar, kanunların belirttiği esaslar dahilinde silah taşır ve yasalarda belirtilen şartların doğması halinde de silah kullanabilirler. PVSK’nın 16. maddesi polisin hangi hallerde silah kullanmaya yetkili olduğunu açıklamaktadır.
5. Kolluk hizmetinde çalışanlar, (sivil çalışması gerekenler hariç) genelde üniforma giyerler. Üniformalar kuruluşların belirlediği esaslara göre tek tiptir.
6. Kolluk hizmetleri, ülkemizde genel olarak devlet tarafından yerine getirilen hizmetlerdendir. Devlet tekelinde ya da denetimindedir.
7. Kolluk hizmetleri, devletin diğer hizmetlerinde olduğu gibi yasalarla yürütülür. Kolluk görevlileri yasalarda olmayan bir yetkiyi kullanamazlar (Derdiman, 1997: 20).

2. POLİSİN TOPLUMDAKİ ROLÜ

2.1. Kamu Düzeni Kavramı

Kamu, bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme ve toplum anlamındadır. Düzen ise huzur, tertip, her şeyin yerli yerinde olması demektir. Kamu düzeni, bütün toplumu ilgilendiren düzen, tertip anlamına gelir (TDK Sözlüğü).
Kamu düzeni, genel olarak bir ülkede yaşayan halkın tamamının huzuru ve yaşamı için alınması gerekli olan önlemlerin bütününü içerir. Bu anlamıyla kamu düzeni çok geniş kapsamlı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede düşündüğümüzde, devletin bütün kurum ve kuruluşlarına kamu düzeni açısından görevler düşmektedir. Devlet, devlet olmasının bir gereği olarak, en başta kamu düzenini sağlamakla görevlidir. Devlet bu görevini, oluşturduğu organlar vasıtasıyla yapmakta, kendini bu kurumlarla hissettirmektedir. Bu manada bir kamu düzeni olabilmesi, ortada bir devletin olmasına; bir devletin varlığı da kamu düzeninin sağlanmasına bağlıdır. Devlet dediğimiz zaman öncelikle bir milletin varlığı anlaşılır. Yani devlet ve millet olmadan kamu düzeninden; kamu düzeni olmadan da gerçek bir devletten söz edilemez. Zira insan, toplum halinde yaşayan sosyal bir varlıktır. İnsanların toplu halde yaşayabileceği ortamı hazırlamak, o düzeni tesis etmek bir devletin varoluş nedenlerinin başında gelmektedir. Devlet vatandaşına bu ortamı kolluk hizmetleri vasıtasıyla sağlamaktadır. İnsanları toplum halinde yaşamaya iten sebeplerin başında bir devletin varlığı ve bu devletteki kamu düzeninin gerçekleşeceği inancı yatmaktadır. Polisin amacı kamu düzenini korumaktır. Kamu düzeni kavramı güvenlikle beraber dirlik-esenlik, sağlık ve genel ahlak konularını da içermektedir.
İdeal bir dünyada; herkesin barışçı ve hoşgörülü olduğu ortamda, polise ihtiyaç olmayacağı açıktır. Böyle bir ortamda, her birey, herkesin hak ve hürriyetlerine saygı göstererek huzurun sağlanmasına yardımcı olacaktır. Genel olarak dünya tarihine bakıldığında, geçmişten günümüze toplumlarda her zaman kamu düzenini bozan çeşitli davranışların olduğu, insanların huzur ve güvenliklerini sağlamak için bir otoriteye ihtiyaç duydukları görülmektedir.
Bu nedenlerle devlet; kamu düzeninin korunması ve kollanmasına ilişkin üzerine düşen görevleri, kolluk görevlileri aracılığı ile yerine getirecek; kolluk görevlileri de, kamu düzenini, toplumun huzuru, insan hak ve hürriyetlerini korumak için kendilerine yasalarla verilen görev ve yetkileri kullanacaklardır. Diğer bir ifade ile, ilk insanların topluluk halinde yaşamaya başladıkları andan itibaren tüm toplumlarda düzeni ve disiplini, kısaca kamu düzenini sağlamaya yönelik olarak kolluk hizmetleri, modern hukuk devletlerinde de devletin amaç ve görevleri içinde önemli bir yeri teşkil etmiş ve etmektedir.
Kamu düzeni içerisinde bütün kurum ve kuruluşlara görevler düşmektedir, ancak bunu biraz daha özele indirgediğimizde bu görevlerde en büyük payın Emniyet Teşkilatına düştüğünü görmekteyiz. Çünkü, kamu düzeni kavramının insanlarda ilk çağrıştırdığı nokta, emniyet ve asayiş konularıdır. Kamu düzeni denince akla ilk gelen; huzur, güven ve emniyettir. Ülkemizde de bunu sağlayan Emniyet Teşkilatıdır. Emniyet Teşkilatı bu görevini ülkenin dört bir yanına yayılan polisler ile yerine getirmektedir. Polisin kamu düzeninin sağlanması ve devamındaki önemli rolü geçmişten günümüze artarak süregelmiştir. Gelişmiş demokrasilere baktığımızda da polisin, kamu düzenini ve huzuru sağlayan bir kurum olduğu görülmektedir. Emniyet ve asayişin sağlanması, toplumun huzur ve güven içinde yaşaması için çok önemlidir. Toplumun güvenlik ve huzurunu korumak, iç güvenliği sağlamak bütün devletlerin esas görevlerinden birisi olmuş ve bu amaçla her ülke kendi yapısına uygun emniyet teşkilatı kurmuştur.
Kolluk hizmetlerinin konusu ve amacı, kamu düzenini korumak ve bozulduğunda eski haline getirmektir. Başka bir deyişle, toplum hayatının, barış, düzen ve güvenlik içerisinde devamını sağlamaktır.
Kamu düzeni, toplumun barış ve güven içinde gelişmesini ve yaşamını sürdürmesini sağlayacak bir ortamdır.


Not: Genel güvenlik, asayiş ve kolluk hizmetleri, hiçbir devlet tarafından vazgeçilmesi mümkün olmayan, asli devlet hizmetleridir.



Devletin her zaman temel, asli ve en önemli görevlerinin başında olan “vatandaşın korunması” görevi, günümüzde zor ve en karmaşık konulardan birisini teşkil etmektedir.
Devletlerin varlık sebebi olan vatandaşın, korunması görevi, günümüzde uzmanlık gerektiren bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
1982 Anayasamızın “Devletin temel amaç ve görevleri” madde kenar başlıklı 5. maddesi “...Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak hükmünü getirerek, polisin görevlerini de içerecek şekilde devletin esas amaç ve görevlerini genel olarak saymıştır.
Polisin görevlerinin eksiksiz bir liste halinde sayılması mümkün olmamakla beraber çağımızda polise biçilen temel rol ve görevler şunlardır: can ve mal güvenliğinin sağlanması, kamu düzeni ve toplumsal huzurun temin edilmesi, suçları önlemek, suçluları yakalayıp adalete teslim etmek, mağdura yardım etmek, Anayasal hakların ve hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak, kişi haklarının korunmasını sağlamak vb.(Kavgacı, 1997: 31).

2.2. Kamu Düzeni - Polis İlişkisi

Tarihsel gelişime baktığımızda bugüne kadar insanların tek başlarına kendi emniyet ve güvenliğini sağlayamadıkları görülmektedir. İnsanların sosyolojik ve psikolojik gereksinimlerine bakıldığında da fiziki ihtiyaçlardan sonra (hava, su vb.) güvenlik ihtiyacının önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Devlet, bu güvenlik ihtiyacını karşılamakla görevlidir. Devletler bunu emniyet teşkilatları aracılığı ile yerine getirmektedir. Günümüz hukuk devleti anlayışı zaten, anayasal temel hak ve hürriyetleri korumayı, asayiş ve huzuru sağlamayı, vatandaşın can ve mal güvenliğini korumayı, devlet otoritesinin kurulmasını ve devamını sağlamayı, kısaca kamu düzenini gerçekleştirmeyi gerektirmektedir. Bu durumda ülkemizin varlığını devam ettirecek demokratik otoriteye, kanunları uygulayacak ve koruyacak bir güce ihtiyaç vardır. Türk Emniyet Teşkilatı bu amacı gerçekleştirmek için kurulmuştur.
İnsanların toplum halinde yaşaması zorunlu bir olgudur. Toplum halinde yaşamak her şeyden önce o toplumun içinde bir düzen ve güvenin sağlanmasına ve sürdürülmesine bağlıdır. Toplumlar asırlarca birlikte yaşamışlar, fakat düzensiz ve güvensiz yaşayamamışlardır. Kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, devletin en başta gelen ödevlerindendir. Devleti küçültüp klasik görevlerine döndürsek bile; savunma, adalet ve iç güvenlik devletten soyutlanamaz ve ayrılamaz bir nitelik taşır. Devletin sağlamak ve korumakla sorumlu olduğu bu düzen için emniyet, asayiş ve kamu düzeni deyimleri kullanılmıştır (Aydın, 1996: 1).
Anayasamızın ikinci maddesinde yer alan Cumhuriyetin niteliklerinden demokratik ve sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak böyle bir teşkilatlanma zorunludur. Zira polis, demokratik toplumlarda sivil otoritenin vazgeçilmez bir unsurudur.
Kamu düzenini koruma ve devamını sağlama görevi polise çok geniş sorumluluklar yüklemekte, polis de bu sorumlulukların bilincinde yetiştirilmektedir. Bu sorumluluk aynı zamanda emniyet mensupları tarafından da kabul edilmektedir.
Polis, gerek kamu düzeninin sağlanması, gerekse bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması gibi çok önemli bir hizmeti sunmaktadır. Bu görevler topluma kesintisiz olarak sunulmak zorundadır. Çünkü kolluk faaliyetleri kamu gücüne sahip olması, koruyucu nitelikte olması ve en önemlisi özel kesime bırakılamaz olması nedeniyle 24 saat görevinin başında bulunmak zorundadır (Tezsever, 1992: 2).
Buna göre; güvenlik hizmetlerinde esas olarak vatandaşların güven içinde yaşamasını sağlamaya ve kamu düzeninin korunmasına yönelik faaliyetlere ağırlık verilmesi gerekmektedir.
Hayat toplum içerisinde insanlarla beraber, bir arada yaşamayı zorunlu kılmaktadır. Devletin ve toplumun devamlılığı ile sosyal faaliyetlerin sürmesi için belli bir kamu düzenine ve güvenliğinin varlığına ihtiyaç duyulur. Devlet de bu birlikte yaşama arzusunun kurumsallaşmış üst yapısı olarak ortaya çıkmıştır. Devlet, kamu düzen ve güvenliğini kolluk teşkilatları vasıtasıyla sağlar. Polisin işlevleri arasında demokratik sistemin koruyucusu olmanın yanı sıra; halkın güvenlik ihtiyacını sağlama, kamu düzenini koruma ve bozulduğunda eski haline getirme, muhtaçlara ve isteyenlere yardım etme fonksiyonları bulunmaktadır. Polisin yapması gereken en önemli görev halka devlet adına hizmet vermektir.
Güvenlik hizmetleri, modern devlet ve toplum yaşamında belki de vazgeçilmesi mümkün olmayan bir kamu hizmeti niteliğindedir. Bunun sebebi toplumların bir arada yaşayabilmesinin asli şartı kamu düzeninin varlığı ve bozulmasının önlenmesi, bozulan kamu güvenliği ve düzeninin ise yeniden sağlanmasının zorunlu olmasıdır. Devletin ilk ve en temel fonksiyonu halkın huzur ve emniyetini koruma ve temin etmedir.
Devlet, hukuki-manevi bir şahsiyettir. Devleti somut bir kamu gücü haline getiren unsurlardan biri, her devlette kamu gücünü temsil eden polistir. Polisin vatandaşın gözündeki imajı, aynı zamanda siyasi rejimin ve devletin imajı demektir (Kavgacı, 1997: 1).
Bir devletin en önemli görevlerinden biri toplumsal barışı sağlamak için kamu düzenini korumak veya bozulan bu düzeni tekrar eski haline getirmektir. Devlet bunu, somut bir kamu gücünü temsil eden polisi tarafından yerine getirmektedir.
Bu sebepledir ki, polise sıkılan kurşun devlete sıkılmış demektir ve demokratik hukuk düzeni çerçevesinde polise yapılan bir saldırı devlete ve devletin vatandaşlarına yönelik bir saldırı olarak nitelendirilmektedir.

2.3. Hukuk Devleti Kavramı

Toplumun güven ve huzurunu sağlamak için idarenin yürüttüğü güvenlik hizmetlerine kolluk hizmetleri denilmektedir. İdarenin en eski ve yaygın görevi insanların toplum içindeki tutum ve davranışlarını gözetip denetleyerek kamu düzenini sağlamaktır.
Hukuk devletinde, devletin tüm görev ve yetkileri gibi idarenin yürüttüğü kolluk hizmetlerinin de neler olduğu ve nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenmekte ve idare kanunda belirtilen sınırları aştığı zaman sorumlu olmaktadır.
Hukuk devleti, vatandaşlara anayasal temel hak ve özgürlükler tanıyan ve devletin tüm organlarının hukuka bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamak suretiyle vatandaşların güvenliklerini teminat altına alan devlet demektir. Anayasamızın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğunu belirttikten sonra, hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesine yönelik çeşitli hükümler getirmiştir.
Polis bütün faaliyetlerinde hukuka saygılı davranmalı ve hukuk dışına çıkmamalı ve bu konuda gereken tüm önlemleri alıp uygulayabilmelidir. Polis, kesinlikle hissi davranmamalı, kin, hırs ve intikama dayalı girişimlere izin vermemeli ve arka çıkmamalıdır.
Polisin önceliği, demokrasi ve insan hakları olmalı, hizmet eylem planları bunların daha iyi işlemesine ve kullanmasına imkan verecek şekilde düzenlenmelidir. Demokrasiyi ve onun doğal bir sonucu olan insanın temel hak ve özgürlüklerini göz ardı ederek, bunları görmezlikten gelmek suretiyle suçlara ve suçlulara yönelmek, çok özel, haklı ve sınırlı olaylar dışında kabul edilemez.
Çünkü polisin asıl görevi, demokrasinin iyi işlemesini ve böylece yurttaşların vazgeçilmez hak ve özgürlüklerini en iyi şekilde kullanabilmelerini sağlamaktır. Bunları feda ederek güvenlik sağlama düşüncesi yanlıştır.

2.4. Modern Hukuk Devletinde Polisin Yeri ve Önemi

Kamu düzeninin korunması ve düzenli bir toplum halinde yaşamayı sağlamak amacına yönelik kolluk faaliyetinin yürütülmesi sırasında özgürlüklerle kolluk müdahaleleri arasında denge kurmak hukuk devletinin en nazik konularındandır. Zira kamu düzeninin sağlanması ve korunması amacıyla alınan tedbirler bu amaçla doğru orantılıdır (Kıratlı, 1973: 40).
Polis, kendisine verilen görevleri şüphesiz en iyi şekilde yerine getirmek durumundadır. Ancak yapmış olduğu bu görevleri hukuka uygun, hukukun içinde kalarak gerçekleştirmek zorundadır.
Bir ülkede polis, kanunların kendisine verdiği yetkileri yine kanunlar çerçevesinde kullanarak toplumsal düzeni sağlama görevini üstlenmiştir. Polis kanun hakimiyetinin tesisini sağlamak amacıyla yasalar ve çeşitli yetkilerle donatılmıştır (Tezsever, 1992: 2).
Kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması gibi oldukça önemli görevleri olan polisin esas görevi; bu görevini Anayasa ve kanunlar çerçevesinde yaparak; toplumun ve kişilerin mal ve can güvenliğini korumak, halkın rahatını temin etmek, kanunlara ve nizamlara aykırı hareket edenleri yargı organlarına sevk etmektir.
Polis, görevlerini yerine getirirken mesleğine ilişkin konuların yanında hukuku ve mevzuatı da çok iyi bilmek zorundadır. Polisin görevini yaparken en üst düzeydeki bilgilerle donatılmış olması onu çok daha başarılı kılacaktır.
Devlet, kurduğu hukuk düzenini, uygulayıcıları yoluyla yaşama geçirdiği oranda hukuk devleti niteliği kazanır İyi bir polis her şeyden önce, yeterli meslek ve hukuk bilgisine sahip olması gerekir. Karar verme yeteneğine sahip, uzlaşmacı, iyi dinleyen ve güzel konuşan bir kişi olmalıdır (Kavgacı, 1997: 44).
Bir devletin gerçek anlamda hukuka bağlı olup olmadığı hukukun uygulanması aşamasında ortaya çıkar. İşte tam bu noktada güvenliği ve esenliği sağlamakla görevli “kolluk görevlileri” önem kazanır. Çünkü kolluk görevlileri, yalnızca yasalara uymakla değil, aynı zamanda yasaları uygularken hukuk kuralları dahilinde hareket etmekle görevlidirler.
Bir başka deyişle hukuka bağlılığın niteliği kolluk görevlilerinin faaliyetlerinde değer kazanır. Yaptığı görevle devletin hukuka bağlılığının ölçüsü olma işlevi, kolluğun yasaları bilmesini ve uygulamasını zorunlu kılar. Bu da eğitimden geçer. Polis memurları meslek mevzuatını ilk olarak Polis Meslek Yüksek Okullarında öğrenmektedirler. Dolayısıyla okullarda bu konuda alınan eğitim, polis memurlarının meslek yaşamları boyunca yararlanacağı bilgilerden oluşmaktadır.
Polis, kamu düzenini ve güvenliğini korumak, suça engel olmak ve suç işlendiğinde onu takip etmek gibi hukuku uygulama görevi olan bir devlet memurudur. Polis, düzeni korumak ve bir toplumda yürürlükte olan kanunları uygulamakla görevlidir.
Polis, hem polis memuru, hem de kentte ve kasabada kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş, emniyet ve asayişi sağlayan, kanunların verdiği görevleri yapan “İcra ve İnzibat” kuvvetidir.
Hukuk devletinde polis; devletin iç güvenliğini ve asayişi sağlayan, kişilerin canlarına, mallarına, ırzlarına gelebilecek tecavüzleri engelleyen kamu otoritesidir. Yasalar da polisi görev ve yetki olarak böyle tanımlamaktadır.
Kamu düzenini koruma görevi çerçevesinde, kamu düzeni ve emniyetini tehlikeye düşüren veya ihlal eden bir olay meydana geldiğinde polis, kamu düzeni ve asayişi tekrar sağlamak için kanunlar çerçevesinde görev ve yetkilerini kullanmak mecburiyetindedir. Bunu yaparken yetkili olmalı, takdir yetkisinin sınırları içinde kalmalı, keyfi davranmamalı ve somut olay bakımından polis tedbirine başvurma zorunlu olmalıdır. Bir hukuk devletinde, kamu otoritelerinin yetkilerinin sınırları kesin olarak belli olmalıdır. Bu nedenle polisin kamu düzenini korumak amacıyla uygulayacağı tedbirlerin hukuka uygun olması şarttır.
Polis, kamu düzeninin korunmasına ve sürdürülmesine ilişkin olan bütün durumlarda öncelikle hemen harekete geçmeli ve hangi tedbirlere başvurabileceğini planlamalıdır. Bu nedenle somut bir olayla karşılaşan polis, kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde bir “takdir yetkisine” sahiptir. Polisin bu takdir yetkisi, görevinden kaynaklanan ve görevi ile sınırlı bir yetkidir. Polisin her türlü duyumu takdir yetkisini kullanarak değerlendirmesi gerekir.
Demokratik hukuk devletinde kamu düzeni, devletlerin keyfi tasarruflarına değil, insan haklarından yola çıkan bir hukuk anlayışına sahiptir. Demokratik hukuk devletinde; kamu otoritesinin vatandaşa uyguladığı kurallara bütün kurumları ve çalışanlarıyla beraber öncelikle kendisinin uyması, vatandaşlar arasında ideolojik ayrım yapmaması söz konusudur.
Polis tedbir alırken kişilerin Anayasa teminatı altında bulunan haklarını, yasalara uygun olarak sınırlandırabilir. Kolluk kişileri ve toplumu tehlikelerden korumak görevine sahip bulunduğundan, tehlikeyi önlemek amacı ile bir kişiyi geçici olarak belli bir yerden uzaklaştırabilir, onun bu yere girmesini yasaklayabilir. Örneğin, kurtarma hizmetlerini veya itfaiyenin çalışmasını engelleyen kişileri o yerden uzaklaştırabilir, kuduz olan şahısların nakli ve tecridi işleminin tehlikesiz olarak yapılmasını sağlar, sevkleri lüzumlu görülen delilerin etrafa saldırmalarını önler (PVST 24).


3. TÜRK ZABITA VE POLİS TEŞKİLATININ TARİHÇESİ

3.1. Eski Türk Devletlerinde Kolluk Hizmetleri

Bir millette emniyet ve güvenlik teşkilatının varlığı, o milletin devlet olarak teessüs ettiği andan itibaren başlar. Çünkü bir devletin varlığı öncelikle o devlette düzen ve güvenliğin sağlanmasını gerektirir. Bu, kolluk teşkilatlarının tarihinin devletlerin tarihi kadar eski olduğunun bir ifadesidir. Kolluk hizmetlerinin tarihi devlet hizmetleri kadar eskidir. Çünkü insanlar hem toplum içinde düzeni sağlayacak bir otoriteye, hem de bu otoritenin devamlı ve güvenilir olmasına muhtaçtırlar. Aksi halde kargaşa içine düşecekler ve bu defa özgürlükleri ve hakları söz konusu bile olmayacaktır (Yıldızhan, 1985: 11-12). Türklerde devlet geleneği, tarihin en eski devlet kurucularından olmaları nedeniyle binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Kolluk tarihimizle ilgili olarak en eski yazılı belge ise Tonyukuk Kitabesidir.
Eski Türkler, kamu düzen ve güvenliğini ulusal savunma ile birlikte yürütmüşlerdir. Polislik hizmetleri, ilk zamanlarda askeri örgüt içinde oluşmuş ve tümüyle askeri özellikler göstermiştir (Alyot, 1947: 11).
Eski Türklerde polis teriminin karşılığı olarak “Yarkan” (Yargan) teriminin kullanıldığı bilinmektedir. Yarkan sözcüğü, Moğolca’da “Daruga” kelimesinin karşılığıdır. Her iki sözcük de Uygur metinlerinde zabıta, polis, dedektif, gece bekçisi anlamlarında kullanılmıştır.
Daruga sözcüğü; Orta Asya ve Azerbaycan’da gece bekçisi, Altınordu zamanında ise polis memuru, vergi tahsildarı anlamında kullanılmıştır.
VIII. yüzyıla ait Tonyukuk Kitabesi (Miladi 725) Subaşı unvanlı İnel Kaan’dan bahseder ki; dolayısıyla, kolluk tarihimizi Subaşılardan başlatmak ve İnel Kaan’ın, en eski subaşı (kolluk amiri) olduğunu kabul etmek gerekir. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun kurucusu Selçuk Beyin de bir subaşı olduğu bilinmektedir.
Selçuklular zamanında bir ilin mülki ve askeri idaresi ile kamunun düzen ve güvenliği “Subaşı”lar tarafından yürütülmüştür. Su; asker, komutan ve ordu anlamında kullanılmıştır. Subaşı ile de başkomutan ifade edilmiştir. Subaşılar, savaşta belli birliklere komuta etmeye başlamış, barışta da bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamışlardır. Subaşı, Devlet adına kamu düzenini sağlamakla görevli büyük komutan anlamına gelmekte idi.(Vural, 1971: 15).
Anadolu Selçuklularında, il merkezlerinde askeri ve mülki işleri yürüten komutanlara Subaşı denilmiştir. Bunlar, bulundukları yerlerin kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlardır. Savaş zamanında çevrelerindeki ilçe ve köylerin tımarlı sipahilerine komuta etmişlerdir (Alyot, 1947: 10).
Hakim, savcı ve belediye başkanı gibi görevlerin sahibi olan kadılar aynı zamanda zabıtanın da amiri durumundaydılar. Kadıya, gece bekçisi görevini yerine getiren Şurtalar yardım etmişlerdir. Devlet teşkilatı büyüdükçe şurtaların önemi artmış ve “Sahibi Şurta” adı verilen görevliler kadıya vekalet eder duruma gelmişlerdir. Bugünkü Emniyet Müdürü yetkileriyle donatılan “Sahibi Şurtalar”, kadılar tarafından çıkarılan hükümlerin yerine getirilmesinde hükümetin icra organı görevini üstlenmişlerdir. Sahibi Şurtalara sonradan valilik görevinin de verildiği görülmüştür.
Eski Türklerde kamu düzen ve güvenliğine ilişkin olmak üzere, idare ve inzibat sistemine ait üç önemli kanun bulunmaktadır. Bu üç kanun; Oğuz Han’ın Oğuz Töresi, Cengiz Han’ın Uluğ Yasası ve Timur zamanında çıkarılan Tüzükat’tır. Bu kanunlarda; suçların önlenmesi, suçluların yakalanması ve cezalandırılması ile ilgili hükümler yer almıştır. Bunlar o devirlerin belli başlı hukuk kurallarındandır (Okçabol, 1939: 8-9).

3.2. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Güvenlik Hizmetleri

1299-1453 Dönemi
Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman Gazi, bağımsızlığını ilan ettiği zaman; huzur ve güveni sağlamak için ilk zabıta ve inzibat teşkilatı olarak Kadılık ve Subaşı denilen zabıta amirliklerini oluşturmuştur. Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren halkın güvenliğine önem vermiştir. Askeri, mülki ve idari işlere bakan kadılar, sadrazama karşı, Subaşılar ise kadılara karşı güvenlikten sorumlu tutulmuşlardır. O zamanlarda her şehir ve kasabada, birer kadı ve subaşı bulunmaktaydı. Kadılar, genellikle idari işleri yürütürken; kasabanın asayiş işlerini ve kadının verdiği hükümlerin yerine getirilmesini aynı zamanda askeri bir amir olan Subaşılar yürütmekteydi.
Asayiş işlerinin asıl sorumlusu Subaşılardır. Subaşılar ve emirleri altında bulunan Yasakçıların yanında, geceleri güvenliği sağlayan ve gece bekçiliği yapan Aseslerin ve onların amiri Asesbaşıların asayişle ilgili hizmetlerin yerine getirilmesinde görevli olduklarını söylemek mümkündür. Asesler, İstanbul’un emniyet işlerinde çalışan, kolluk görevi yapan kimselerdi. Aseslerin en büyük amirine de Asesbaşı denirdi. Asesbaşı şehrin disiplininden sorumluydu. Asesbaşılar, başlangıçta, geceleri güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuşken; zamanla gece ve gündüz subaşılarla birlikte İstanbul’un asayiş ve inzibatıyla meşgul olmuşlardır. Bu dönemde yine sadrazama bağlı olarak ve sivil görev yapan istihbarat sorumlusu “Tebdil-i Çuhadarlar” bulunmaktadır.
Eyaletler ve sancaklar şeklinde teşkilatlanan Osmanlı İmparatorluğu’nun taşra teşkilatında değişik adlarla güvenlik görevlileri görev yapmışlardır.
Başkent dışında Eyaletlerin güvenliğinden Beylerbeyi, Sancaklarınkinden ise Sancakbeyi sorumlu tutulmuştur.
1453-1826 Dönemi
İstanbul’un fethinden sonra yeniçeri teşkilatı gelişmiş, askeri komutanlık başka adlarla ifade edilmeye başlanmış ve subaşılık yavaş yavaş, sadece şehir ve kasabaların dirlik ve düzenine ve hatta belediye imar işlerine bakan kimselere unvan olmuştur. 1453 yılından sonra Yeniçeri Teşkilatının genişlemesi üzerine Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’un düzen ve dirliğinin sağlanması işleri başta Yeniçeriler olmak üzere Bostancı, Cebeci, Topçu gibi askeri ocaklar ile Kaptan-ı Derya askerlerine intikal etmiştir. İstanbul; Yeniçeri Ağası, Bostancıbaşı, Cebecibaşı, Topçubaşı ve Kaptanpaşa arasında bölgelere ayrılmıştır.
Bu dönemde tesis edilen Böcekçibaşılar, suçluları izleme ve yakalama işleriyle uğraşmışlardır. Ayrıca başkent İstanbul’da sadrazamın, illerde de valilerin emrinde Baştebdil denilen bir istihbarat şefi çalışmıştır.
Ayrıca kadılar da bu dönemde polis görevlerini yapmaya devam etmişlerdir. Sadrazam ve Yeniçeri Ağasından sonra adli, idari ve yerel yönetim işleri yanında İstanbul, Galata, Üsküdar ve Eyüp Kadılıkları, polisiye hizmetlerin, özellikle ahlak zabıtasına ait işlerin yürütülmesinde polis amiri olarak görev yapmışlardır.
Kulluk, bulunduğu mevkiin emniyetiyle ilgili olup; o şehrin ve kasaba halkının emniyeti için kurulan karakol ve zabıta idaresi demekti. Gece gündüz şehri dolaşan ve asayişten sorumlu kişilere Kullukçu ve Karakullukçu denilmiştir. Bunların toplu olarak kaldıkları yerlere Karakulhane adı verilmiştir. Bunları yöneten kişilere ise Başkarakullukçu denilmiştir. Kullukçular şehrin muhtelif yerlerinde önleyici zabıta hizmetleriyle görevlendirilmişlerdir (Yaşar, 1996: 6).
İstanbul’daki yabancı misyonların korunması görevi yeniçeri ocağı içinden seçilen Yasakçılar tarafından yerine getirilmiştir.
Taşrada ise kapıkulu ve eyalet askerleri iç düzen ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu tutulmuş, şehir ve kasabalarda Kollukçular, Yasakçılar, Bekçiler, Edirne şehri ve çevresinde Bostancı Ocağı, Halep ve çevresinde Çöl Beyleri polis hizmeti görmüşlerdir.
1826-1845 Dönemi
Devletin gerilemeye ve yönetimin çözülmeye başlamasıyla birlikte, düzen ve güvenliği sağlamakla görevli yeniçeriler, emniyet ve asayişi sağlayacakları yerde, tamamen bozmuşlardır. Yeniçeriler, bu olumsuz davranışları nedeniyle, 18 Haziran 1826 tarihinde Padişah II. Mahmut tarafından ortadan kaldırılmıştır. Tarihte bu olay Vaka-i Hayriye olarak anılmaktadır.
Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra İstanbul’da Asakir-i Mansure-i Muhammediye (Asakiri-i Muntazama-i Hassa) adlı bir teşkilat kurulmuştur. Teşkilatın başına Yeniçeri Ağasının yetkilerine sahip Serasker getirilmiştir. Bu teşkilat polisiye hizmetleri de üstlenmiştir.
Ayrıca Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından iki ay sonra yayımlanan İhtisap Ağalığı Nizamnamesi ile İhtisap Nezareti kurulmuştur. Asıl görevi belediye hizmetlerini yerine getirmek olan bu teşkilatın devriye gezmek, kimlik kontrolü yapmak ve yardıma muhtaç olanlara yardım etmek gibi zabıta görevlerini de yerine getirdikleri görülmektedir. Bu teşkilat 1846 yılında zabıta işlerinden çekilerek sadece belediye işlerine yönelmişlerdir. 1834 yılında Anadolu ve Rumeli’nin bazı eyaletlerinde Asakiri Redife adıyla kurulan askeri teşkilatın idaresi, Yeniçeri Ağasının iç güvenlik konusundaki yetkilerine sahip Serasker denilen komutana verilmiştir.
Bu dönemde gerek başkent İstanbul’da, gerek taşrada polis hizmetleri birbirinden farklı örgütler tarafından yürütülmüştür. İstanbul’da İhtisap Nezareti, eyaletlerde Sipahiler vardır. Kuvvetlerin emir ve komutasında birlik ve bütünlük sağlanamamıştır. Yurdun her tarafı için aynı yapıda bir polis örgütü kurulamamış ve bu karışıklık 1845 yılına kadar sürmüştür (Alyot, 1947: 69). 1845 yılına kadar, İstanbul’da her emniyet faaliyeti için ayrı ayrı kişiler görevlendirilmişken, illerde Beylerbeyinin emrindeki Sipahiler bu hizmeti görmüşlerdir (Vural, 1971: 16).
1845-1879 Dönemi (Zaptiye Müşirliği Dönemi)
1845 yılına kadar Başkent İstanbul’da ve taşra illerinde iç güvenlik hizmetlerinde önemli gelişmeler sağlanmasına rağmen hizmetlerin bir çok makam ve kişilere bağlı oluşunun getirdiği sorunlar devam etmiştir. Örgütlenme ve uygulamadaki bu karışıklığı gidermek için 10 Nisan 1845 tarihinde İstanbul’da ilk polis teşkilatı kurulmuş, bu örgütün görevleri yine aynı tarihte yayımlanan Polis Nizamnamesinde belirtilmiş ve bu durum Tezkereyi Umumiye adı altında bir yazı ile de yabancı elçiliklere bildirilmiştir (Alyot, 1947: 75). 10 Nisan 1845 tarihinde yayınlanan ilk Polis Nizamnamesi Türk Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir. Polis teşkilatının kuruluş amacı bu nizamnamede belde güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir (Gülmez, 1983: 4).
1845 tarihli 17 maddelik Polis Nizamının, 1 Temmuz 1800 tarihli “Paris Emniyet Müdürünün Görevlerini Düzenleyen Kararname” adlı metin esas alınarak hazırlandığı bilinmektedir.Napolyon Döneminin (1799-1814) hemen başlarında çıkarılan bu kararname ile Paris Emniyet Müdürünün görevleri altı bölümde, elli maddede düzenlenmişti.
10 Nisan 1845 tarihli Polis Nizamı, 17 maddeden ibarettir. Bu Nizamname, kaynak kararnamenin birkaç istisna dışında, yalnızca polisin genel görevlerinin düzenlendiği ikinci bölümünü temel almıştır.
Sözü edilen Polis Nizamnamesine rağmen örgütlenme alanındaki karışıklıklar giderilememiştir. Başkentte polis hizmeti Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını taşıyan bir örgüt tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Taşrada polis hizmeti ise, Sipahiler ve İstanbul’da olduğu gibi memleketin bir çok illerinde kurulan Asakir-i Mansure alaylarına verilmiştir (Alyot, 1947, s.75).
Hem İstanbul’un, hem de illerin güvenlik işleri, Zaptiye Müşüriyetince yürütülmüştür. Zaptiye Müşüriyeti; gerek teftiş memurlarıyla ikinci defa olarak 1867 yılında kurulmaya girişilen polis örgütünün ve gerekse jandarma örgütünün bağlı olduğu tek yer olmuştur. Bu Tevhidi Zabıta Dönemi 1879 yılına kadar devam etmiştir. 1879 yılında Zaptiye Müşüriyeti kaldırılmış ve yerine görevi sadece polis işlerini içeren Zaptiye Nezareti kurulmuştur. Böylece polis ve jandarma ayrılmışlardır.
1879-1908 Dönemi (Zaptiye Nezareti Dönemi)
1879 yılında kurulan ve başlangıçta İstanbul ve çevresinde teşkilatlanan Zaptiye Nezareti, daha sonra ülke çapında genişlemiş ve tüm merkez ve taşra polis kuruluşları bu Nezaret tarafından tek merkezden yönetilmiştir. Bugünkü Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerini yürütmüş olan Zaptiye Nezareti 1909 yılında kaldırılmıştır.
Polis Teşkilatı gelişmesini sürdürmeye devam etmiş ve 1881 yılında İstanbul’da düzen ve güvenliği sağlayan Asakir-i Zaptiye Teşkilatı lağvedilmiş ve yerine Polis Teşkilatı kurulmuştu. Bu merkez, İstanbul, Üsküdar, Beyoğlu Polis Müdürlükleri ve Beşiktaş Polis Memurluğu olarak dört polis dairesine bölünmüştür. Her polis dairesi bir polis müdürü ile bir başkan ve iki üyeden oluşan bir polis meclisinden oluşmuştur. Polis dairesi de merkezlere bölünmüş ve her merkez bir Serkomiser tarafından yönetilmiştir. Zamanla Polis Meclislerinin üye ve her daireye bağlı Serkomiserliklerin sayısı çoğalmıştır. 1886 yılında İstanbul Polis Müdürlüğü dışındaki diğer müdürlüklere mutasarrıflık adı verilmiş, polis müdürüne de mutasarrıf denilmiştir. Aynı yılda bir sağlık dairesi, 1898 yılında İstanbul’da bir sivil polis teşkilatı ve süvari polisi, 1899 yılında da deniz polisi hizmetleri başlatılmıştır.
1881 yılında fiilen kurulmuş olan Polis Teşkilatının görev ve yetkilerini belirleyen ilk hukuksal metin, 6 Aralık 1896 tarihinde yayımlanmıştır. Bu talimata göre, polisin görev ve yetkileri 16 maddede toplanmıştır.
Gerçek anlamda, Polis Teşkilatının tertip ve teşkilini, zat işlerini, vazife ve yetkilerini tayin ve tespit eden kapsamlı bir metin 19 Nisan 1907 tarihinde, Polis Nizamnamesi olarak yayımlanmıştır. Kapsamlı olan bu Nizamname 167 maddeden oluşmuştur. Bu nizamnameye göre polisin görevleri; önleyici zabıta hizmetleri, siyasi zabıta hizmetleri ve adli zabıta hizmetleri olarak ifade edilmiştir. Polis Teşkilatının her türlü ihtiyacını karşılaması ve yabancı etkiler altında kalınmadan hazırlanması yönüyle alanında ilk Nizamnamedir. Bir başka özelliği de uzun süre başarı ile uygulanmış olmasıdır.
Gerçek anlamda Polis Teşkilatının tertip ve teşkilini, zat işlerini, vazife ve yetkilerini tayin ve tespit eden kapsamlı bir metin 1907’de yayımlanmıştır (Alyot, 1947: 186). 1907’deki metin teşkilatlanma açısından önemli bir kazanımdır. Bu Nizamnameye göre polisin görevleri;
1. Önleyici Zabıta Hizmetleri
2. Siyasi Zabıta Hizmetleri
3. Adli Zabıta Hizmetleri
olarak ifade edilmiştir (Alyot, 1947: 191).
1907 Polis Nizamnamesi, İstanbul’la birlikte ülke geneline hitap etmiştir.
1907 tarihli Nizamnameye göre polisler; serkomiser, ikinci komiser, üçüncü komiser, komiser muavini ve polis memuru olarak beş sınıfa ayrılmışlardır.
1908-1918 Dönemi (Meşrutiyet Dönemi)
1908 yılında İkinci Meşrutiyetin ilanı üzerine Fransız ve Alman Polis Teşkilatları esas alınarak Polis Teşkilatının yeniden kurulması kararlaştırılmış ve 22 Temmuz 1909 yılında çıkarılan “İstanbul Vilayeti ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına Dair Kanun” ile 31 Mart olayından sonra artık yaşaması imkansız olan Zaptiye Nezareti kaldırılarak, yerine Dahiliye Nezaretine bağlı ve memleket genelinde görevli Emniyeti Umumiye Müdürlüğü ve İstanbul Vilayetine bağlı bir Polis Müdüriyeti kurulmuştur (Alyot, 1947: 489).
1909-1913 yılları içinde çeşitli konularda zabıtayı doğrudan doğruya ilgilendiren önemli sayıda kanun ve nizamnameler yayımlanmıştır (Alyot, 1947: 497).
9 Aralık 1913 tarihinde, Dahiliye Nezareti Teşkilat Nizamnamesi çıkarılmış ve bu Nizamnamede, Emniyeti Umumiye Müdüriyetinin görevi, “Memleketin emniyet ve inzibatına taalluk eden her türlü umum muemalatı takip ve o baptaki muhaberatı idare ve polis teşkilat ve polis mekteplerini idare etmek” olarak tespit edilmiştir. Görevleri bu nizamname ile belirlenen Emniyeti Umumiye Müdürlüğü, Ankara’da Milli Hükümet Emniyeti Umumiyesi kuruluncaya kadar, Dahiliye Nezaretine bağlı olarak hizmet görmüştür (Alyot, 1947: 489).
Cumhuriyet Hükümetinin kuruluşuna kadar geçen süre içerisinde ülkenin iç güvenliği Umum Jandarma Kumandanlığı, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti ve İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi olmak üzere üç teşkilat tarafından yürütülmüştür.
1918-1923 Dönemi
Türk polisi, Mondros Mütarekesinin yapıldığı 30 Ekim 1918 tarihinden, Milli Polis Teşkilatının kurulduğu 24 Haziran 1920 tarihine kadar, bütün yurtta Osmanlı Devletinin polisi olarak hizmet etmiştir. 24 Haziran 1920 tarihinden, İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesinin kaldırıldığı 24 Şubat 1923 tarihine kadar geçen sürede biri İstanbul’da diğeri Ankara’da olmak üzere iki ayrı polis teşkilatı görev yapmıştır.
Merkezi İstanbul’da olan Polis Teşkilatı, Osmanlı Hükümetine bağlı olarak gittikçe daralmış olan bir bölgede faaliyetini sürdürmüştür. Merkezi Ankara’da olan Polis Teşkilatı ise, Milli Hükümete bağlı olarak, Kurtuluş Savaşı boyunca hızla genişlemiş ve geniş bir bölgede görev yapmıştır.
Kurtuluş Savaşı başarıyla tamamlandıktan sonra İstanbul, Milli Hükümet yönetimine girmiştir. Böylece 24 Şubat 1923 tarihinde İstanbul Emniyeti Umumiye Müdüriyeti kaldırılmış ve Kurtuluş Savaşı koşullarının ortaya çıkardığı ikili polis teşkilatı yerini tek bir polis teşkilatına bırakmıştır. Bu, günümüz Emniyet Genel Müdürlüğünün karşılığı olan Emniyeti Umumiye Müdüriyetidir.

3.3. Cumhuriyet Döneminde Polis Hizmetleri

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti henüz teşkilat yapısını tam olarak kuramamış, güçsüz bir polis teşkilatı devralmıştır. Henüz teşkilat kanunu yoktur. Hizmetler, 1907 ve 1913 tarihli Polis Nizamnamesine göre yürütülmektedir. 14 Mayıs 1930 tarihinde Emniyeti Umumiye Müdürlüğü olan ismi, Emniyet İşleri Umum Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir.
Polis Nizamnamesinin ihtiyaçları karşılamadığının görülmesi üzerine 30 Haziran 1932 tarih ve 2049 sayılı Polis Teşkilatı Kanunu çıkarılmıştır. Kanun 46 maddeden ibarettir. Polis teşkilatının kadro ve derecelerini, mesleğe girme, atama, yükselme, cezalandırma gibi konuları düzenlemiştir. 30 Haziran 1932 tarihli yasanın en önemli özelliği polis okullarının açılması ile Türk kadınının polis teşkilatına alınmasının sağlanmasıdır.
Cumhuriyetle birlikte toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatta ilerlemeler olmuş, polisiye hizmetler artmıştır. Polisin görev ve yetkilerini düzenleyen yasanın günün şartlarına göre cevap verememesi üzerine yeni düzenlemelerin yapılması gereği duyulmuştur.
Teşkilatlanmaya yönelik hukuksal düzenlemeler de, hızlı gelişmelere ayak uyduramamış ve 4 Haziran 1937 tarihinde, bugün yürürlükte bulunan ve Polisin teşkilat, kadro ve yönetim yapılanmasını düzenleyen 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (ETK) yayımlanmıştır.
1930’lu yıllar, polis teşkilatında hukuksal düzenlemelerin çokça yapıldığı yıllardır. Polis okullarının yanı sıra orta ve yüksek kademe amir yetiştiren ve yüksek okul olan Polis Enstitüsü, 6 Kasım 1937 tarihinde Ankara’da açılmıştır. Yine 1938-1939 öğretim yılında eğitime başlayan Polis Kolejinin açılışını sağlayan yasanın yayımlanma tarihi de bu döneme rastlamaktadır.
1950 yılına gelinceye kadar her ilde Emniyet Müdürlüğü, gerek duyulan ilçelerde ise İlçe Emniyet Amirliği veya Emniyet Komiserliği teşkilatlanması bitirilmiştir.
- Ülkenin gelişmesine paralel olarak trafiğe çıkan araçların artması nedeniyle belediyeler tarafından yapılan trafik hizmetleri 11 Mayıs 1953 tarihinde çıkarılan 6085 sayılı Karayolları Trafik Yasası ile polise verilmiştir. Günün koşullarına göre yeniden düzenlenen yasa 13 Ekim 1983 tarihinde, 2918 sayılı yasa ile yenilenerek yürürlüğe girmiştir.
- Toplumsal olayların gündeme gelmesiyle 15 temmuz 1965 tarihinde, 654 sayılı Toplum Zabıtası Kurulması Hakkında Kanunla toplum polisi birimleri oluşturulmuştur. Daha sonra 11 Ağustos 1982 tarih ve 2696 sayılı “3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununa 7 ek Madde Eklenmesine Dair Kanun”la Toplum Zabıtasının yerine ÇEVİK KUVVET birimlerinin kuruluşuna geçilmiştir. Böylece Toplum Zabıtasının adı Çevik Kuvvet olarak değiştirilmiştir.
- Polis Teşkilatında Özel Harekât birimlerinin kurulması, 2559 sayılı Polis Görev ve Yetki Yasasında 16 Haziran 1985 tarih ve 3233 sayılı yasa ile yapılan değişikliklerle gerçekleştirilmiştir. 14 Temmuz 1993 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Özel Harekat Dairesi Başkanlığı tesis edilmiştir.
- Daha sonra Kanun Hükmünde Kararnameler ile yapılan düzenlemeler olduğu görülmektedir. İlk olarak 7 Ocak 1993 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatına bağlı Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı kurulmuştur.
Zamanla diğer teşkilatlarda olduğu gibi polis teşkilatında da yeniden düzenleme çalışmaları yapılmıştır. Belirli nedenlerden bir veya birkaçının ortaya çıkması sonucu, bir teşkilatta yeniden yapılanma, düzenleme veya reorganizasyon yapma ihtiyacı duyulur.
Türk Polis Teşkilatında tarihsel süreç içerisinde zamanla yeniden yapılanmayı gerektiren nedenleri şöyle sıralamak mümkündür (Aydın, 1996: 49):
1. Teknolojik gelişmeler.
2. Toplumun sosyo-ekonomik ve politik olarak yapısal değişikliğe uğraması.
3. Nüfus hareketleri.
4. Suç ve suçluların tür, sayı ve nitelik olarak değişmesi.
5. Polisin görevlerinin tür ve özellik olarak değişmesi.
6. Çeşitli nedenlerle polisin etkinlik ve verimliliğinin düşmesi.
7. Halkın polisten beklentilerinin değişmesi.
8. Polisin genel politikalarındaki değişiklik.
9. Yeni yasalarla polise daha çok görevler verilmesi.
10. Çağın gelişen koşullarına göre daha etkin ve verimli çalışmayı sağlamak.
11. Çağdaş polis uygulamalarına ve Avrupa Birliğine uyum sağlamak.
Bugünkü haliyle 1930’larda kuruluşu gerçekleştirilen Emniyet Teşkilatında köklü yeniden düzenleme (reorganizasyon) çalışmalarına 1970’lerde başlandı. Çünkü geçen 30-40 yıllık dönem içinde ülke genelinde sosyo-ekonomik ve politik gelişmeler ve değişmeler yaşanmış; buna paralel olarak ve bu değişime ayak uydurabilmek amacıyla, polisin merkez ve taşra teşkilatlarında da değişme ve yeniden düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
12 Eylül 1980’den sonra, emniyet teşkilatında büyük değişiklikler ve yenilikler yaparak teşkilatın modernizasyonu ve yeniden düzenlenmesi yolunda çalışmalara girişmek ve eksiklik ve boşluk görülen bir çok alanda gerekli mevzuat düzenlemesi yapılmak istendi. Bu gelişme, 12 Eylül harekatı sonunda ülke çapında yapılan idari reformun bir parçasıydı. Genel idare içinde İçişleri Bakanlığı’nın yapısı da topyekün yenilendi ve tüm bağlı kuruluşlar gibi Emniyet Genel Müdürlüğü de buna uydu.
Bu amaçla, 1981 yılında teşkilat yapısı ve yönetim sistemi olarak bugünkü teşkilatın temeli atıldı. 1981 yılında hazırlanan ve 1982’de tekrar gözden geçirilerek yürürlüğe konan Emniyet Teşkilat-Malzeme-Kadro (TMK) planları ile merkez teşkilatı ve bağlı kuruluşları yeniden yapılandı. 13.12.1983 gün ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu yeni düzenlemeler paralelinde teşkilata yeniden bir şekil verildi. 1983 yılında Toplum Zabıtasının kaldırılarak Çevik Kuvvete dönüştürülmesi ve Özel Harekat birimlerinin kurulması da bu dönemde yapılan büyük ve önemli değişikliklerdendir (Aydın, 1996: 51).
Bundan sonra, 1988 ve 1993 yıllarında bilhassa merkez teşkilatındaki birimlerin birbirleriyle bağlantılarının yeniden gözden geçirilmesi ve daha sonraki yıllarda daha küçük çaplı değişiklikler ve eklemelerin yapılması ile teşkilatın bugünkü durumu ortaya çıktı (Aydın, 1996: 51).
1996 yılında, Karayolları Trafik Kanunu ve Emniyet Teşkilatı Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun ile Trafik Hizmetleri Başkanlığı kurularak, buna bağlı trafikten sorumlu üç ayrı Daire Başkanlığı oluşturulmuştur.
Taşra teşkilatında görülen başlıca değişikliklere veya kurulan yeni birimlere örnek olarak şunlar sayılabilir (Aydın, 1996: 53):
1. Motosikletli asayiş ekibi olarak “Yunuslar”.
2. Motosikletli trafik ekibi olarak “Şahinler”.
3. Otoyol Polisi.
4. Okul Polisi.
5. Deniz Polisi.
6. Su Altı Polisi (Balık adam)
7. Turizm Polisi
8. Atlı Polis
9. Değişen şartlara göre taşra teşkilatını oluşturan birimlere bağlı olarak kurulan yeni şube müdürlükleri.
10. Polis Merkezi Birimleri
06.11.2000 tarih ve 2000/1658 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, bu karar istinaden çıkartılan 09.07.2001 tarih ve 2001/39 sayılı Başbakanlık Genelgesine göre yürütülen Emniyet Genel Müdürlüğü Norm Kadro Çalışması uyarınca;
Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatı, Doğrudan Merkeze Bağlı Taşra Teşkilatı ve İl-İlçe Taşra Teşkilatının kuruluşunu gösteren Norm Kadro Fihristi, 14.10.2003 tarihinde Bakanlık Makamınca onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2003 yılı içerisinde yapılan planlama faaliyetleri sonucunda güncelliğini kaybetmiş olan 1982 yılı T.M.K. planlamasının yeniden ele alınarak, günün şartlarına uygun olarak hazırlanması amacıyla, Taşra Teşkilatına “Her İlin Kendine Özgü Bir Statüsünün Kabul Edilmesi” ilkesine dayanarak Emniyet Genel Müdürlüğü Norm Kadro Fihristleri 14.10.2003 tarihinde çıkartılmış ve bahse konu fihrist uyarınca Emniyet Teşkilatının kuruluş onayları alınmıştır.

3.4. Türk Polis Eğitiminin Tarihsel Gelişimi

Ülkemizde ilk polis okulu Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1907 senesinde Rumeli ıslahatı zamanında Selanik’te açılmıştır. Dış kışkırtmalar yüzünden Rumeli’deki Bulgar, Sırp ve Rum çeteleri devamlı olarak olaylar çıkartıyor, ülkenin emniyet ve asayişini bozuyorlardı. Bu durumdan yabancı devletler, Hıristiyanların güvenliğini korumak gerekçesiyle Rumeli’de kendileri tarafından emniyet ve asayişin korunmasına Osmanlı İmparatorluğunun rıza göstermesini istediler. Osmanlı Hükümeti, uzun görüşmelerden sonra Rumeli’de bu konudaki reformların kendisi tarafından yapılmasına, fakat yabancı ülkelerden gönderilecek bir grup zabıtanın kendi nezareti altında bir teşkilatın ve okulun kurulmasını yabancı devletlere kabul ettirdi. Okul öğrencilerini Selanik ve Üsküp gibi illerden gönderilen memur ve amirler teşkil ediyordu. Önceleri yabancı olan okulun müdürlüğünü daha sonra Türk görevliler devralmışlardır.
Bu dönemde güvenlik işlerinden sorumlu “Zabtiye Nezareti” polislerden bilgi ve eğitimden ziyade saltanata sadakat, casusluğa kabiliyet ve gösterişli olmak gibi vasıflar istemekteydi. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra Selanik’teki bu polis okulu kapatıldı. Zaman zaman polislere belirli yerlerde toplanarak konferanslar verilmesiyle yetinildi. İkinci polis okulu 1909 senesinde “Zaptiye Nezareti”nin kaldırılıp yerine “Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü”nün kurulmasından sonra İstanbul’da kuruldu. Günün şartlarına göre geniş bir eğitim kadrosuyla öğretime başlayan bu okula, yalnız İstanbul’dan değil memleketin her tarafından hatta İran’dan bile polis ve polis amirleri gönderildi. Bu okul Abdulhamit devrinde, Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a dönme fırsatı bulan vatan-sever zabitlerin çalışmaları ile faaliyete başlamıştır. Ancak bu okul yeterli olmadı.
Bunun üzerine Hükümet Beyrut, Erzurum, Bağdat, Adana ve Trabzon’da polis okulları açmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında adı geçen okullar, İstanbul Polis Okulu hariç kapatıldı.
İstanbul polis okulunda şu dersler okutulmaktaydı:
1-Kavanin(Kanunlar), 2-Polis Nizamnamesi, 3-Telefon ve Telgraf Muhaberesi, 4-Beden Terbiyesi, 5-Otomobil, Motor, Makine Sevk ve İdaresi, 6-Meslek Terbiyesi ve Fiili Hürmet, 7- Atış Nazariyesi, 8-Acil Müdavat ve Hıfzısıhha, 9- Daktiloskopi ve Fotoğraf, 10-Hesap, 11-Tahrir Usulü.
Cumhuriyetin kurulmasından sonra 1923 yılında Konya’da ve 1926 yılında Trabzon’da birer polis okulu açılmıştır. Ancak eğitim kadrolarının yetersiz ve maliyetin yüksek olmasından dolayı Konya ve Trabzon polis okulları 1931 yılında kapatıldı. Fakat İstanbul polis okulu ihtiyacı karşılamaktan uzaktı.
Atatürk, iç güvenliğin korunmasında Polis Teşkilatının önemine inandığı için Ankara’da bir polis lisesi ve yüksek okulunun kurulmasına karar ve emir vermiştir. İşte bu çabaların sonucu 6 Kasım 1937 yılında, 4 Haziran 1937 tarihli 3201 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanununun” 18. maddesine dayanılarak Polis Enstitüsü ve Polis Koleji eğitim-öğretime açılmıştır.
9 Mayıs 2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile Polis Akademisi üniversite haline getirilmiş ve dokuz ay süreli polis okullarının eğitim-öğretim süresi iki yıla çıkarılarak Polis Meslek Yüksek Okullarına dönüştürülmüştür.
2005 yılı itibariyle de fakülte mezunları için en az 6 aylık mesleki eğitim veren Eğitim Dairesi Başkanlığına bağlı Polis Meslek Eğitim Merkezleri açılmıştır.

4. ZABITA VE POLİS HİZMETLERİNİN ÖNEMİ VE NİTELİĞİ

Abraham Maslow’un belirttiği ihtiyaçlar piramidinde güvenlik ihtiyacı, yaşamak için zorunlu fizyolojik ihtiyaçlardan sonra ikinci sırada yer almaktadır. İnsanlar her ortamda kendini güvende hissetmek isterler. Dolayısıyla insanların huzur ve güvenliğinin sağlanması, sağlanan bu güven ortamının devam ettirilmesi düşüncesi tarih boyunca, vazgeçilmez bir olgu olarak devletlerin karşısına çıkmıştır. Her devlet, varlığını sürdürüp iç güvenliğini sağlayacak kanunlara, onları uygulayacak ve uygulatacak kuvvete ihtiyaç duymuştur. Polis teşkilatlarının var oluş amacı da budur.
Ülkemiz açısından düşündüğümüzde; bugünkü Türk Polis Teşkilatının temeli günümüze kadar bir çok değişikliğe uğramasına rağmen, 30 Haziran 1934 tarihinde çıkan 2559 sayılı PVSK ile, 4 Haziran 1937 tarihinde çıkarılan 3201 sayılı ETK’ya dayanmaktadır.
Emniyet hizmeti, toplum hayatındaki ve sunulmasındaki zorluklar açısından büyük önem arz eden bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin toplumsal hayattaki yerine bakıldığı zaman kamu düzeninin sağlanmasının insanların birlikte, yani toplum halinde yaşayabilmelerinin vazgeçilmez ve birinci derecede bir şartı olduğu görülür (Aydın, 1996: 12).
Bireylerin de, toplu halde yaşayanların da temel ihtiyaçları güvenliktir. Bu ihtiyaç arzu edilen şekilde karşılanmayınca diğer ihtiyaçlar, ihtiyaç olarak ortaya çıkmaz. Bu sebeple yapılacak ilk iş kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamaktır (Aydın, 1996: 12).
Güvenlik ihtiyacını karşılamak Devletin başta gelen görevidir. Bu görevi Devlet adına başta polis olmak üzere zabıta kuvvetleri yerine getirir. Bu temel görev ifa edilmeden, Devletin diğer görevleri (örneğin eğitim, sağlık, vs.) yapması kolay olmayacaktır. Çünkü tüm kamu görevlileri, çalışabilmeleri için önce can ve mal güvenliklerinin sağlanmasını isterler (Aydın, 1996: 12).
Özel sektörün, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışması için de önce, bu alandaki kişi ve kuruluşların güvenliklerinin sağlaması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile özel sektörün toplumda rolünü oynayabilmesinde emniyet hizmetinin önemli olduğu görülmektedir (Aydın, 1996: 13).
Emniyet hizmeti (polislik mesleği) risklidir, maddi ve manevi güçlüklerle dolu ve hassasiyet isteyen bir hizmettir. Örneğin polis, emniyet hizmetini sunarken kişilerin temel hak ve hürriyetlerine zarar gelmemesi için çalışırken, karşıdakinin de hak ve hürriyetlerini gözetme hassasiyetini göstermek durumundadır (Aydın, 1996: 13).
Polislik görevi, sıradan bir görev değildir. Hiyerarşisi, görev alanı, yetkileri, karşılaştığı insanların kimlikleri ve belki de en önemlisi her an bir tehlike ile karşı karşıya kalınan bir görevdir. Güvenlik güçleri, her zaman hem kendileri, hem de toplum için ciddi tehditler içeren ve ani karar almayı gerektiren durumlarla karşı karşıya kalabilirler (Aydın, 1996: 13).
Emniyet hizmeti, diğer kamu hizmetlerinin sahip olduğu genel niteliklerin yanında, bazı mesleki niteliklere de sahip bir kamu hizmetidir. Bu nitelikler kısaca şöyle sayılabilir: (Aydın, 1996: 13).
Emniyet hizmeti bir “kamu hizmeti” niteliğindedir. İfa edilirken doğan zararlardan idare (devlet) sorumludur. Yargısal denetimi, kural olarak idari yargı mercilerince yapılır. Ayrıca, emniyet hizmeti profesyonel olarak sunulur.
Polis, kişisel çıkarları korumak ya da yalnızca bir gruba hizmet vermek amacıyladeğil, bütün bireylere ve topluma eşit hizmet vermek için kurulmuş bir teşkilattır. Emniyet hizmetinin mesleki veya polis mesleğinden kaynaklanan özellikleri de şöyle sayılabilir: Emniyet hizmeti önleyici ve koruyucu niteliktedir. Silah kullanmaya kadar varan çeşitli zor kullanma yollarından yararlanır (Aydın, 1996: 14).
Demokratik bir toplumda güvenlik ve huzuru sağlamakla görevli polislerin mesleki eğitimle beraber; demokrasi, insan hakları ve hukuk eğitiminden geçirilmesi gerekmektedir. Polis demokratik toplumlarda bir denge unsurudur. Demokratik yaşam ancak demokratik, anlayışlı, bilgili, disiplinli, ahlaklı, kararlı, araştırmacı, yardım sever, yol gösteren, insancıl, hoşgörülü, sabırlı, halkla ilişkileri güçlü olan polisler ile sağlanabilir.
Bu arada polislerin sürekli değişime açık olan toplumumuza ayak uyduracak bir konuma getirilmeleri gerekmektedir.
Demokratik hukuk devletinde; hukuk devleti ilkesinin zedelenmemesi için, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında önemli görevler üstlenen emniyet teşkilatı mensuplarının, hukuk devleti ilkelerine bağlı, insan haklarına saygılı, bilgili ve nitelikli kişilerden oluşması çok önemlidir.
Günümüzde iyi eğitim görmüş nitelikli polislere olan ihtiyaç giderek artmakta, etkili ve verimli hizmet verilebilmesi için polisin günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek biçimde yetiştirilmesine gerek duyulmaktadır.
Çağdaş polis eğitiminde “halkla ilişkilere” özen gösterilmektedir. Halkla ilişkiler, bir bakıma iletişim ve uzlaştırma sanatıdır. İyi bir halkla ilişkiler, öncelikle olumlu ve ılımlı yaklaşımla başlar.
Günümüzde, polislik mesleği, halkla sıkı bir işbirliği içinde yapılıyor. Bunun adına “toplum polisliği (community policing) denilmektedir (Kavgacı, 1997: 27).
Günümüz polisi toplumun içinde ve halkla işbirliği içinde çalışarak hem kendine, hem çevresine güven veren bir özelliğe sahip olmalıdır. Amacı, yalnızca suç ve suça ilişkin unsurlarla mücadele etmek değil, aynı zamanda iyi bir rehber ve danışman rolünü de yerine getirmek olmalıdır. Polis, tutum ve davranışlarıyla çevresine ve topluma model olmalıdır.
Siyasi rejimler genel olarak, otoriter, totaliter ve demokratik olmak üzere üç başlık altında incelenmektedirler. Burada belirtilen üç ayrı rejimde de polisler toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçasıdırlar. Rejimlerin her üçünde de polise rastlanır. Buradaki farklılık, her rejimdeki polisin yetki ve sahip olduğu zorlayıcı gücün kullanma hakkının farklı olmasıdır. Demokratik yapıdan uzaklaştıkça, polis uygulamalarında güç kullanımı da artmaktadır. Polis teşkilatları, otoriter ve totaliter ülkelerde siyasal yönetimlerin ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadırlar. Bu rejimlerde polisin temel fonksiyonu, halka hizmetten ziyade, mevcut düzeni korumak ve devam ettirmektir (Kavgacı, 1997: 17-18).
Demokratik rejimlerde ise polisin başlıca fonksiyonu toplum düzeninin korunmasını sağlamaktır. Bu da polisin siyasal gücün dışında kalmasını zorunlu kılmaktadır. Demokratik ülkelerde polis ve siyaset kaynaşmış bir haldedir. Çünkü siyasi bir konuma sahip olan İçişleri Bakanı polisten sorumlu en üst makamdır. Aynı zamanda İçişleri Bakanı hükümetin de bir üyesidir (Kavgacı, 1997: 18).


Not: “Demokratik rejimlerde polis; yasal iktidarın değil, hukuk düzeninin bir koruma mekanizması konumunda görev yapmaktadır.” (Kavgacı, 1997: 18)

Çağımızda polisin dört önemli rolü vardır:
1. Polis, polislik mesleğinin teknik ve uzmanlık gerektiren yönlerini, taktik ve inceliklerini bilen, tekniklerini iyi kullanabilen, iyi atış yapabilen, kamu düzenini sağlayan temel “güvenlik mühendisi” olmalıdır.
2. Polis, mesleki teknik bilgilerle birlikte, çalıştığı toplumun yapısal özelliklerini, inceliklerini ve duyarlılıklarını iyi kavrayıp bunlara yardımcı olacak; toplum sorunlarının bilincinde olup, ona göre hareket edecek, onları devlete kazandıracak bir sosyolog, “sosyal hizmet uzmanı” olmalıdır. Polisliği sosyal hizmetler açısından ele alanların temel dayanak noktası polislerin yaptıkları işin büyük bir bölümünün suç kontrolü ile ilgili olmadığıdır. Polisin suç ve suçlularla ilgili çalışmalarının dışında suçun sebepleriyle de mücadele etmesi polisliğin bir sosyal hizmet birimi olduğu iddiasını kuvvetlendirmektedir (Kavgacı, 1997: 24-25).
Sosyolog Friedman da polisi bir bakıma ”üniformalı sosyal hizmet uzmanı’’ olarak betimleyerek suçların önlenmesi ve suçluların yakalanması dışında sosyal hizmetlere yönelik faaliyetlerine de dikkat çekmektedir.
3. Polis, başta trafik kuralları olmak üzere halkın kurallara uymasını sağlayan, mevzuat hükümlerini uygulayan, halkı aydınlatan, onlara yol gösteren, onları belli konularda bilgilendiren, topluma örnek olan, öncülük ve önderlik eden, yol gösteren bir rehber, bir eğitici yani bir “öğretici” olmalıdır.
4. İnsanların psikolojisinden anlayan, muhatap olduğu kişi ya da kişilerle rahat iletişim kurabilen, bir “psikolog” olmalıdır.
yolcu isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklam
Cevapla
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Polis Meslek Yüksek Okulu Müracaat Puanında İndirim Yapıldı yolcu Ciddi ve Seviyeli Konular 1 05-17-2010 13:16
Polis Meslek Eğitim Merkezleri İçin Başvuru Şartları yolcu TSK ve Mehmetçik 0 09-24-2008 08:55
Polis Meslek Yüksekokulları Eğitim-Öğretim Yönetmeliği yolcu Hukuk 0 08-17-2008 14:18
— Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği yolcu Hukuk 0 05-17-2008 01:17
— Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği yolcu Hukuk 0 05-07-2008 00:55

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

Kuruluş : 08.10.2006
ForumSitesi.net Her Hakkı Saklıdır
Site ekle|Dizi film|Birseyler.de|vBulletin-Turko|

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,şikayetlerinizi Burdaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz.Not:Konu acil ise GÖLGE'ye forum üzerinden özel msj atınız. Mailimiz belli aralıklarla takip edilmektedir.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317