ForumSitesi
Geri git   ForumSitesi > Eğitim-Öğretim > Dersler > Tarih-Din Kültürü

Osmanlılarda Eğitim Öğretim konusu , OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME HAREKETLERİ~İ~ BATıLıLAŞMA AÇıSıNDAN TAHLILI Dr. Recai DOGAN GİRİş Eğitim öğretim kurumları, toplumun diğer müesseseleri gibi toplumun zaman içerisinde gelişen ihtiyaçlarına cevap verdikleri sürece ..
Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Osmanlılarda Eğitim Öğretim
Cevaplar
3
Sonraki Konu
Sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
991
Önceki Konu
Önceki Konu
Yeni Konu aç Cevapla
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 01-13-2010, 16:39 #1
Administrator
 yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-10-06
Üye No: 3
Yaş: 53
Mesajlar: 34.736
Konular: 24518
Mesleği: İşletme - Muhasebe - Maliye ve Yöneticilik
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı : 51478
Aldığı Teşekkür: 371
Ettiği Teşekkür: 88
Standart Osmanlılarda Eğitim Öğretim

Tüm filmli fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

Tüm online kadın giyim fırsatları için tıklayın !

Osmanlılarda Eğitim Öğretim
OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE
İLK YENİLEŞME
HAREKETLERİ~İ~

BATıLıLAŞMA AÇıSıNDAN TAHLILI
Dr. Recai DOGAN
GİRİş
Eğitim öğretim kurumları, toplumun diğer müesseseleri gibi toplumun
zaman içerisinde gelişen ihtiyaçlarına cevap verdikleri sürece yaşamışlar,
bu fonksiyonlarını yerine g~tiremedikJeri zaman ya değişikliklere
uğramışlar ya da tamamen yerlerini yeni kurumlara
bırakmışlardır.
Osmanlı Devleti'nin Batı ile özellikJe teknik açıdan temaslarının
başladığı ilk yenileşme dönemi eğitim-öğretim ve din eğitimi öğretimi ve
kurumları açısından önem taşımaktadır. çünkü eğitim alanında başlayan
Batılılaşma faaliyetleri Devlet'in hemen bütün eğitim kurumlarının merkezinde
olan din eğitim ve öğretimini yakından ilgilendirmektedir. Tanzimat
ile başlayan ve Cumhuriyet'in kurulması ile yeni bir safhaya giren
eğitimdeki Batılılaşma faaliyetlerinin ve bu dönemden itibaren genel eğitim
ve din eğitimi ile kurumlarının aldıkları şekil ancak kJasik Osmanlı
eğitim kurumları ve eğitimde ilk yenileşme dönemindeki zihniyetin arka
planında bulunabilir.
Eğitim açısından Batılılaşma hareketlerimizi değerlendirıneyi amaçlayan
bu yazıda, özellikle klasik Osmanlı eğitim kurumlarının durumu ve
onların yanı başında, toplum ve Devlet'in yeni ihtiyaçlarını karşılamak
için, oluşturulan modern eğitim müesseselerinin hangi şahsiyetlerin çabaları
ile mümkün olduğu ve kendilerini tesis edenlerin arzuladıkJarı amaçları
ne nisbette gerçekJeştirebildikleri veya bunu engelleyen sebepler de
incelenmiştir; Tabii bu hususların incelenmesi sırasında bizim açımızdan
en önemli mesele olan din eğitimi ve kurumlarının aldığı şekildir. Din
eğitiminin ve kuruml~rının tarih içinde geçirdiği aşamalar ancak toplum
ve Devlet'in- batılılaşma faaliyetleri içinde tesbit edilebilir.
Bu hususların incelenmesi ile, Türk Eğitim tarihindeki gerçekleşme
şekilleriyle bu yeni kuruluşların Batılaşma açısından, Türk eğitiminin al408
" RECAİDOGAN
dığı şekle ne derece etki ettiği, katkıda bulunduğu, bugünkü eğitim kurumlarımızın
ve Eğitim felsefemizin hangi temellere dayandığını tesbitte
büyük yarar sağlayacaktır.
Bu araştırmada -toplumsal bir hareketin arka planında yatan fikirlerin
önemine binaen- önce klasik Osmanlı eğitim kurumları incelenmiş
daha sonra eğitimde ilk yenileşme dönemi hareketleri ve bunların neticesinde
din eğitiminin almaya başladığı yeni şekil araştırılmıştır. Burada
eğitim kurumları ile ilgili mevcut bilgilerin incelenmesinin yanısıra özellikle
konu ile ilgili tahliller yapılmış ve bu suretle din eğitiminin Batılılaşma
faaliyetlerindeki yeri tesbite çalışılmıştır.
Batılılaşma faaliyetlerinde din eğitim-öğretiminin hangi sosyal, siyasal,
hukuki şartlar içinde cereyan ettiğinin tam olarak tesbiti dönem
dönem hatta belli yıllarla sınırlandırılarak yapılacak araştırmalarla mümkündür.
Bugüne kadar genelde eğitimde batılılaşma incelenirken din eğitimi
ve kurumları bunun önünde bir engel olarak görülmüş, bu sebeple
onun yeri ve hangi sosyal şartlar altında oluştuğu ortaya konamamıştır.
Bu tür araştırmaların Batılılaşma hareketleri içerisinde, genel eğitimin
önemli bir parçasını teşkil eden din eğitiminin yerini ve rolünü ortaya
koymada son derece faydalı olacağı kanaatindeyiz.
A. OSMANLı EGİTİM VE ÖGRETİM KURUMLARı
a) Medreseler
Arapça "de-re-se" kökünden türetilen medrese kelimesi, ders gösterilen
yer anlarnma geliri. İslam dininin doğuşuyla beraber cami ve mescidlerin
yanırda dini bilgilerin öğretildiği2 birer merkez olarak tesis edilen
medrese, Islam aleminde olduğu kadar, dünya medeniyetinde de bir merhaleyi
ifade etmekte ve medeniyet tarihinde sistematik şekil ve metodla
öğretim yapan ilk kuruluş olarak kabul edilmektedir. MedreselerinCami
derslerinden bağımsız olarak örgütlü eğitim-öğretim tarihinde en önemli
yeri işgal etmeleri, her ne kadar ilk kuruluşları olar IX. ve.X. yüzyıllara
tarihlenirse de, gerçekte ilk medresenin kuruluşu Iran'da Nişabur'da ve
XI. yüzyılın başlarında başlar4
Ancak, kendisinden sonrakilere örneklik
edecek en teşkilatlı ve ünlü medrese ıo57'de Büyük Selçuklu Veziri Ni-
I. Şemseddin Sami, "Medrese", Kaamus-ı Türki, İstanbul 1317; Jons Pedersen, "Mescid"
, İslam Ansiklapedisi, s. 52'de bu kelimenin İbranice ve Ararnice ile müşterek
olan Arapça "darasa" (okumak) kökünden geldiğini ifade etmektedir. Aynea bkz.
eş-Şeyh Taraluli, e/-Mescid [ı'l-İslam, Beyrut 1988, s. 129, Cahit Baltacı, XV-XVl.
Asır/arda Osman/ı Medrese/eri,
İstanbul 1976, s. 25.
2. Krş. Pedersen, s. 62,63.
3. İsmet Parmaksızoğlu, "Medrese", Türk Ansiklopedisi, c. XXLLL, Ankara 1976, s.
370.
4. Joscph S. Szyliowicz, Educatian and Modernizatian in the Middle East, London
1973, s. 62 vd.; Balıacı, s. 8; Pedersen, s. 51 vd.
OSMANLı EGİTİM KURUMLAR! VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 409
zamü'I-Mü1k tarafından Bağdad'da tesis ettirilen "NizaITiiye Medresesi"
5dir. Medreseler, Türkler'in İslamiyeti kabul etmelerinden sonra kurmuş
oldukları Büyük Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde de en önemli ve
ünlü eğitim-öğretim kurumları olmuşlardır. Bağdad Nizamiye Medresesi
ile başlatılan medreselerli, 1470'de İstarıbul' da Semaniye Medreseleri kuruluncaya
kadar gerek ilmiye mensuplarının yetiştirilmesi ve gerekse devletin
değişik kadrolarına kalifiye elemanlar hazırlanması görevini üstlenmişlerdir.
Medreseler, bu fonksiyonlarını aynı şekilde Osmanlı
medreselerinde de devam ettirmişlerdir.
Osmanlı medreseleri en büyük teşkilata, Fatih Sultan Mehmed'in
kendi adına inşa ettirdiği camide, etrafına eklettiği mektep, sekiz medrese,
aşevi ve kütüphane gibi sosyal ve kültürel kuruluşlarla bir külliye haline
getirdiği ve adına sayısı itibariyle önce "Medaris-i Semaniye", daha
sonraları ise "Sahn-ı Seman" ismi verilen medrese ile ulaşmıştır. Medreselerin
gelişmesindeki son merhale ve en yüksek seviye ise Kanuni Süleyman
zamanında küçükten büyük sınıflara doğru yükselen oniki kademeli
bir sistemle teşkilatlanan "Süleymaniye Medresesi"dir7• Bu
medresenin kendinden öncekilerde bulunmayan bir özelliği, ordunun
hekim ihtiyacını karşılamak için eklenmiş olan Tıp Medresesi, Darü'şŞifa
ve riyaziyat öğrenimine mahsus dört medrese ile din dışı alanlara da
kalifiye eleman yetiştiren bir kurum olmasıdır.
5. Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış. Ankara'
1964, s. 3, Szyliowicz, s. 63 vd.; Baltacı, s. 8; Pederscn, s. 51; Zeki Eyüpoğlu,
"Medrese", Meydan Larus, Nizaıniye Medreselerinin kuruluş sebepleri ile ilgili olarak
bkz. İsmet Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, Ankara 1966, s. Beyza Bilgin
Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi,
Ankara 1988, s. 16. Krş. M. Altay Köymen, Alp-
Arslan ve Zamanı ll,
Ankara 1983, s. 379. Bağdat Nizamiye Medresesinin progranu
için bkz. İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, Ankara 1972, s. 176; Mustafa Bilge,
İlk Osmanlı Medreseleri,
İstanbul 1984, s. 42. Aynca bkz. eş-Şeyh Taraluli, s. 84-
89.
6. Medrese öncesi İslam'da eğitim-öğretim yerleriy'Ie, medreselerin kurul~şu hakkında
daha geniş bilgi için bkz. Hıfzırrahman Raşit Oyı,nen-Mehmet Dağ .• Islam Eğitim
Tarihi,
Ankara, 1974, s. 65-113; Ahmed Çelebi, lslam'da Eğitim Oğretim Tarihi,

çev.: Ali Yardım, İstanbul 1983, s. 31-105; Osmanlılara kadar mcdresel~r için bkz.
Mefail Hızlı, "Kuruluşundan Osmanlılara Kadar Medreseler", Uludağ Universitesi
İlahiyat Fakültesi Dergisi,
c. II, S. 2 (Bursa 1987), s. 273-281. .
7. M. Şerafettin Yaltkaya, "Tanzimattan Evvel ve Sonra Medre.seler", Tanzimat I, Istanbul
1940, s. 463; Kerim Erim, "Riyaziye", Tanzimat I, Istanbul 1940, s. 477;
Fahir Yeniçay, "Tanzimattan Evvel ve Sonra Fizik Tedrisatı Hakkında Bir Taslak",
Tanzimat I,
Istanbul 1940, s. 486; Unat, s. 3; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı
Devletinin İlmiye Teşkilatı,
Ankara 1965, s. 6,10,33; Andreas Kazamias, Education
and the Quest Modernity in Turkey
Chicago 1966, s. 32; A. Adnan Adıvar, Osmanlı
Türklerinde İlim,
İstanbul 1970, s. 38; Halil İnalcık,The Ottoman Empire: The
Classical Ages 1300-1600,
London 1973, s. 167, 1.68; Szyliowicz, s. 67, Baltacı, s.
41 vd; Osman Nuri Ergin, Türk MaarifTarihi, c. I, Istanbul 1977, s. 98.
8. Nafi Atuf Kansu, Türkiye Maarif Tarihi, Birinci Kitap, Ankara 1930, s. i8. Bu ~onuda
geniş bilgi için bkz. Süheyl Unver, Anad,olu Selçuklulan ve Tıb Tarihimiz, Istanbul
1938; Aynı yazar, Selçuklu Tababeti, Istanbul 1939; Aynı yazar, "Osmanlı
Tababeti ve Tanzimat Hakkında Yeni Notlar''', Tanzimat I, Istanbul 1940, s. 933 vd.
410 RECAi DOGAN
Osmanlı medreselerini, hedef ve işlevleri açısından, biri hukuk, ilahiyat
ve edebiyat öğretimi yapan Fatih'in kurduğu Sahn-ı Seman; diğeri
fen, tıp ilimierinin öğretildiği Süleymaniye olmak üzere ikiye ayırmak
mümkündür. Böylece bu medreselerde kadı, müderris, müftü gibi ilrniye
mensupları ile, devletin değişik kadrolarına doktor, mimar, operatör mühendis
vb. elemanlar yetiştiriliyordu. Bunun yanında hadis ağırlıklı
Daru'l-Hadis'ler, ve Kur'an-ı Kerim'in okunması üzerinde ağırlıkla durarak,
bilhassa cami görevlilerini yetiştiren Daru'I-Kurra'lar bulunmakta
idi9•
Bu araştırma, ortaya çıkışından itibaren medreselerin tarihçesini vermeyi
amaç edinmediği gibi, kapsam itibariyle de buna müsait değildir.
Fakat özellikle Osmanlı'da en yüksek seviyeye ulaşan medreseler hususunda
bilinmesi gereken bazı hususiyetleri de genelolarak belirtmek, ileride
medreselere yöneltiimiş olan leh ve aleyhteki görüşlerin daha iyi değerlendirilmesi
açısından faydalı olacaktır.
Medrese, genel planını, doğduğu camiden almış olmasına rağmen,
öğrencilerin barınmaları için yurtlar-hücre, temizlikleri için hamam, çalışmaları
için kütüphane, yemekleri için mutfak vb. tesislerle tam bir eğitimöğretim
kurumuydu LO.
Osmanlı medreselerinde öğretmenlerin rütbe ve ücretleri sıkı bir hiyerarşiye
bağlanmış ve ülkedeki medreseler bu barerne göre değerlendirilmiştir.
Hariç, Dahi~ ve Altmışlı dereceleri öğretim üyelerinin ilk kademeleri
olup, bunlar Iptida ve Hareket ünvanlarıyla ikiye ayrılmakta ve
böylece altı derece teşkil etmekteydiler. İptida-i Hariç, Hareket-i Hariç,
İpdita-i Dahil, Hareket-i Dahil gibi, bu dört derece Hariç ve Dahil medreseleri,
yani orta ve lise öğretim kademelerindeki okul öğretmenleriıpn
rütbe ve ücretlerine tekabül etmekte idi. Bunun XVI. yüzyılda eklenen Iptida-
i Altmışlı, Hareket-i Altmışlı dereceleri izlerdi. Musıla-ı Salın ile
Sahn-ı Seman dereceleri ise yüksek öğrenim kademesinin başlangıcını
teşkil ederdi!ı. Müderrisler için en yüksek dereceler Musıla-ı Süleymaniye
ile başlar, Süleymaniye, Harnise-i Süleymaniye ve Daru 'I-Hadis 'te son
9. Cahid Balıacı, "Darü'l Hadisler", İslam Medeniyeti Dergisi, c. IV, S. 4, İstanbul
1980, s. 38-40; Bilge, "Gözlemler", Diyanet Dergisi (Ekim, Kasım, Aralık 1991), e.
XXVII, S. 4, s. 57; Hazan Ali Koçcr, Türkiye'de Modern Eğiıimin Doğuşu ve Gelişimi

(1773-1923), Istanbul 1991, s. i1~12.
10. llnat, s. 5; Parmaksızoğlu, "Medrese", Türk Ansiklopedisi, s. 370.
11. Oğrctim üyelerinin ücretleri ve medreselerin derecelenmesi ile ilgili olarak bkz.
Mehmed Emin, "Tarihçe-i Tedris", Jlmiy!! Salnamesi, Istanbul 1334 (1916), s. 647-
649; Uzunçarşılı, s. 75; Kazamias, s. 32; Inalcık, s. 169; Parmaksızoğlu, Medrese, s.
371 Krş. Ergin, c. I, s. 99. Medresclerin mali kaynakları ilc ilgili olarak bkz. Bahaeddin
Yediyıldız, "Müessese Toplum Münasebetleri çerçevesinde XVllI. Asır Türk
Toplumu ve Vakıf Müessesesi", Vakıflar Dergisi, S. 14,..Ankara 1982, s. 37-38, İbrahim
Ateş, "Vakıflarda Eğitim Hizmetleri ve Vakıf Oğrenci Yurtları", Vakıjlar
Dergisi,
S. 14, Ankara 1982,29.100.
OSMANLı EGİTiM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENiLEŞME... 411
bulurdul2
Müderrisler, Mülazım, Molla, Fakkaha, Allame, Kari, Muhaddis,
Fakih gibi ünvanlar taşırlardı.
Medreselerde okuyan öğrenciler ise öğrenimIerine göre üç kısımdan
meydana gelmekteydi; Suhte (Softa), Danişmend ve Muid13• Genellikle
yatılı olan öğrencler bir miktar harçlık alırlar, mezun olanlar ise bir bekleme
döneminden sonra müderris veya bir başka görevle tayin edilirlerdi.
Medresede dersler müderrisler tarafından verilirdi. Genellikle ders
işleniş usulü müderrisin dersi anlatması esasına dayanıyordu, yani takrir
usulünde idi. İlk önceleri telkin ve ezberletmek suretiyle yapılan öğretim,
daha sonra not almak, yazmak, konuları müzakere etmek gibi özellikler
de kazanmıştır. Soru-cevap da önemli öğretim yollarından biriydil4•
Fatih devrinde kabul edilen esaslara göre, İptida-i Hariç medreselerinde;
gerekiyorsa alfabeden başlanarak okuma yazma daha sonra ilk din
bilgileri yani İlmihal, Kur'an, yazı, dört işleme kadar Aritmetik Hariç ve
Dahil medreselerinde; "Mukaddemat-ı U/um" denilen Gramer, Sentaks,
Vaaz, İştikak, Geometri, Hesap, Münazara, Mantık Sahn-ı Semanda;
Kelam, Feraiz, Usul-i Fıkıh ve Fıkıh Sahn-ı Süleymaniyede ise; Hadis,
Usul-i Hadis, Tıp, Tabiiyat, Riyaziyat ve Astronomi dersleri okutulmaktaydıls.
Haftada dört gün eğitim-öğretim yapılan bu kurumlarda dersler
özelliklerine göre Arapça ve Türkçe yapılmaktaydl'6. XV. yüzyıldan önce
Arapça olan kitaplar, bu tarih~en itibaren bu kitapların türlü haşiye ve
şerhleri Türkçe yazılmaya başlamıştır. Farsça ise ınO'lerden sonra okutulmaya
başlamıştır. Program alt sınıflarda daha basit, üst sınıflarda ise
daha geniş bir şekildeydi. Dersler genellikle sınıflarda işlenir ayrıca halka
açık dersler verilirdi 17 • •
Medreselerin yönetimiyle ilgili en yüksek makam Şeyhülislam idi.
Bununla beraber Şeyhülislamlar bu işi fiilen yapmamışlar ve medreseye
"Ders Vekili"18 ünvaniyle başka bir müderrisi tayin etmek suretiyle işi
idare yoluna gitmişlerdir.
12. Kansu, c.I, s. 18-20; Unat, s. 4-5; Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s.9; Hüseyin
Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, İstanbul 1983, s. 78, 91; Koçer, s. 11.
13. Kansu, c.I, s. 16; Baltacı, XV- VVL. Asırda Osmanlı Medreseleri, s. 31-33; Ergin, c. i,
s.99.
14. Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s. 10. Krş. Unat, s. 6.
15. Fatih ve Süleymaniye Medreselerinin programları ile ilgili daha geniş bilgi için bkz.
Kansu, c.I, s. 17; Unat, s. 5, Uwnçarşılı, s. 39 vd., Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din
Eğitimi,
s. ıo; İnalcık, s. 165, Şahabetıin Tekindağ, "Medrese Dönemi",. Cumhuriyetin
50. Yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul
1973,26-29; Baltacı, XV- VVl. Asırda
Osmanlı Medrese/eri,
s: 35-43, Bcyza Bilgin, Türkiye'de Din Eğirimi ve Lise/erde
Din Ders/eri,
Ankara 1980, s. 28; Atay, s. 78-82, 93-97, Bilge, s. 42.
16. Unat,s.3;Ergin,c.J,s.155.
17. Unat, s. 5; Uwnçarşılı, s. 36.
18. Unat, s. 1; Koçer, s. 14.
412 RECAİDOGAN
Medrese öğrenimi bir "icazet" imtihanıyla sona erer ve bu suretle
öğrenimIerini tamamlayanlara "Mücaz" denilirdi. imtihan etmek ve İcazet
vermek, öğrencinin derslere devam ettiği ve adına "Müciz" deniIen
Sahn müderrisinin hakkı idi. Öğrenciye verilen diplomaya ise "icazetname"
denilirdil9

Asırlar boyunca memleketin din, hukuk ve irfan hayatı için bir çok
değerli bilgin yetiştiren ve Osmanlı hakimiyetine giren bütün büyük şehirlerde
ve nihayet Istanbul 'un fethinden sonra da devlet merkezlerinde
kurulmuş ve devletin her tarafına yayılmış ve gelişmiş yine teşkilat ve işleyiş
olarak en yüksek seviyesine Süleymaniye Medreseleri ile ulaşmış .
olan bu kurumlarw, diğer Osmanlı kurumlarına paralelolarak XVII. yüzyıldan
itibaren bozulmaya başladılarl
Medreselerin bozulma sebepleri
arasında en büyük faktör olarak deney, gözlem ve müsbet ilimIere yeterince
yer verilmemiş22 olması, öğretirnin yöntem ve disiplin bakımından
yozlaşmaya başlaması, öğretirnde akli ve müspet bilimleri bırakıp yalnızca
dini-şer' i bilimlerle ilgilenilmesi, yöntem bakımından aktarmacı, kitabi
bir yol tutması, Arapçaya ağırlık verilmesi, öğrencilikle ilgisi olmayan
kimselerin barındırılması gibi sebepler yer almaktadır3
Zikredilen bu sebepler
doğrudur. Fakat, burada önemle üzerinde durulması gereken bir
husus .da, medreselerin statüsünün ne olduğudur. Bir zamanlar devletin
gerek Ilmiye ve gerekse değişik kadrolarına kalifiye elemanlar hazırlaması
ihtiyacını karşılayan medrese, yanında diğer kurumların açılmaya başlaması
ile beraber çeşitli kısır döngüler içerisinde gereğince ele alınıp ve
temel problemlerinin ne olduğu da araştırılmaksızın ilmiye sınıfı ile karşıtları
arasında sıkıŞıp kalmıştır. III. Selim devrine kadar medreselerin yeniden
düzene konması ve ıslahı fikirleri ele alınmışsa da bunlar ya temel
meselelere değinmediği ya da yeterince önemsenmediği için faydalı olamarnıştır4
Medrese öğretiminin gerilemesinden ve sistemin bozulmasın-
19. İcazetnameler hakkında geniş bilgi için bkz. Unat, s. 4; Kazanıİas, s. 32; Atay, s.
101-130.
20. Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s. 9.
21. Sadrettin Celal Antcl, "Tanzimat Maarifi", Tanzimat I, İstanbul 1940 s. 441; Yaltkaya,
s. 465; Nevzat Ayas, Türkiye Cumhuriyeti Eğitimi: Kuruluşlar ve Tarihçeler,

Ankara 1948, s. 89, Uzunçarşılı, s. 67.
22, XVI. yüzyıldan itibaren medreselerde akli ve milsbet ilimIerin gerilerneye başlaması
ve programlardan çıkanlması ile ikinci plana düşmesi ile ilgili olarak bkz. Mehmed
Emin, s. 647, Adıvar, s. 124; Tekindağ, s. 20. Felsefi ilimIere karşı tepkinin daha önceki
dönemlere uzandığı görülür. Bu konuda bkz: Bilge, s. 166,213-231.
23. Yaltkaya, s. 463-467; Enver Ziya Kara!, Osmanlı Tarihi, c. VI, Ankara 1954, s. 141,
Unat, s. 6, Uzunçarşılı, s. 67, 71-74,241, Atay, s. 133-144, Nesimi Yazıcı, "Kitap
Tanıtma", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXVIII (Ankara 1986),
s. 460-462, Koçcr, s. 12; Ercüment Kuran, Türkiye'nin Batılılaşması ve Milli Meseleler,

Ankara 1994, s. 3.
24. III. Selim'den önceki medreselerin ıslahı ilc ilgili olarak bkz. Uzunçarşılı, s. 241-
246,247-255, Baltacı, xv-xvı. Asırda Osnuınlı Medreseleri, z. 37-42, 67,70; Atay,
s.174-183.
OSMANLI EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 413
dan ilk haklı şikayetleri Koçi Bey25 ve Katip ÇelebF6 gibi yazarlar dile getirmişse
de, Devlet'in henüz gücünün zayıfladığının yeterince farkına vanlmaınası
gibi sebeplerden dolayı pek tesiri olmamıştır.
b) Sıbyan Mektepleri

İslam dini kadın ve erkek herkese ilim tahsilini farz kılmıştır. Anne
ve babalar çocuklarını akılları ermeye başlayınca okutmakla mükellef tirler.
Ayet ve hadislerle teyit edilen bu mükellefiyee7 sebebiyle hemen her
cami yanında bir mektep tesis edilmiştir2B
Ayrıca sevaba ulaşmak için bir
çok hayır sahipleri de mektepler açmışlar ve bu mekteplerin devamını
temin için vakıflarda bulunmuşlardır9• Hükümdarlar veya vezirler tarafından
yaptırılmış büyük camiIerin veya külliyelerin de birer mektebi bulunurdu30
II. Mehmed'in kendi .adına yaptırdığı camii ve bunun külliyesi
içerisindeki mektebe, "Darü 't- Ilim", "Darü' s-Sıbyan", "Mualliınhane",
"Mektephane", "Taş Mektep", "Mahalle Mektebi" ve 5-6 yaşında "Sabi"
denilen küçük çocukların oku tulduğu için de daha ünlü ismiyle "Sıbyan
Mektebi" adı verilmiştir3!.

Osmanlı eğitim sisteminde İlköğretim kurumlarını bu mektepler teşkil
eder. Arapça "ke-te-be" kökünden ismi mekan olarak (Üretilen mektep
kelimesi, yazı yazma öğrenilen yer demektir2• Ancak, müslümanlıkta bir
çocuğun her şeyden önce Kur'an öğrenmesi gerektiğinden33, bu kelime
daha çok Kur'an öğrenilen yermanasına kullanılmıştır. II. Beyazid'in
kendi adını taşıyan caminin güney tarafında yaptırdığı mektebin vakfiyesindeki
"Mektephanede Muallim ve Halife olanlar Talim-i Kelaın-ı
Kadim ve Kur'an-ı Azim ederler" yollu ifadeden anlaşıldığı üzere, sıbyan
mekteplerinin esas gayesi, çocuklara Kur'an'ı yüzünden okutmasını öğretmekti34
II. Beyazid ve lL. Mehmed'den sonra mektep yaptıranlar da bu
gayeye bağlı kalmışlardır. Ancak, mekteplerde yine Kur'an'ı doğru okamaya
yardımcı olacak Arapça Elifba, Tecvid ile temel dini bilgileri ver-
2S. Koçi Bey, Risale, (sad: Zuhuri Dan~şman), İstanbul i?72, s. 24-3 I.
26. Kaıip Çelebi, Mizan-ül Hakk Fi Ihtiyar-il Ahakk, Istanbul 1286 (1870), s. 9- ıo
Kaıip Çelebi hakkında bkz. Kansu, c.I, s. 21-26, Unat, s. 6.
27. Alak, ı-s, İsra, 71-72, Kalem, 1-6, Zümer, 9. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Nevzaı
Ayasbeyoğ.Iu, İslamiyet'in Eğitimi,!1İze Getirdiği Değerler ve Kur'an'ı Kerim'in
Eğitim lle Ilgili Ayetlerinin Tahlili,
Isıanbul 1968, s. 16-ıoS.
28. Krş. Antcl, Tanzimat I, s. 441.
29. Kansu,c.I,s.27.
30.Unat, s. 6.
31. Vedaı Günyol, "Mekıeı"(, İslam Ansiklopedisi, s. 655-656, Kansu, c.I, s. 6; Unaı, s.
6; Kazamias, s. 3lvd; Ozgönül Aksoy, Osmanlı Devri Istanbul Sıbyan Mektepleri
Uzerine Bir İnceleme,
İsıanbul 1968, s. 13; Ergin, c.I, s. 82-83, Koçcr, s. 7.
32. Şemseddin Sami, Kaamus-ı Türki; Parmaksızloğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s. 5;
Aksoy, s. 13.
33. Günyol, s. 652. Krş. Niyazi Berkes, Türkiye'de çağdaş/aşma, Ankara 1973, s. 159.
34. Kansu, c.I, s. 29, Ergin, d,s. 83, 86; Günyol, s. 656.

414 RECAİDOGAN
rnek üzere İlmihal de okutulmuştur,5. Bazı kaynaklarda bu tür mekteplerde
yazı yazma da öğretildiğine dair bilgiler vardır. Her ne kadar, i. Mahmud'un
annesi ve i. Abdulhamid tarafından 178ı'den yaptırılan sıbyan
mektebinde yazı, hatta kitabet derslerine36 yer verilmiş ise de, bu teşebbüs
umumi bir mahiyet almamıştı..Kaldl ki, buradaki Yazı dersi, okumağa
kolaylık olması ve Kur' an metinlerinin doğru olarak kopya edilebilmesi
içindir. Yani kaligrafi karşılığıdır.
Sibyan mekteplerinin idaresiyle Müftüler ve Şeyhülislamı ar meşgul
olmuşlardır37• Ancak, mekteplerin belli bir yönetmenliği, devletçe veya
herhangi bir makarnca düzenlenmiş belli bir öğretim programı yoktu38

Genelolarak çocuklar 4-5 yaşına gelince39 ailesinin durumuna uygun
olarak "Amin Alayı" denilen özel bir törenle4()okula başlatılırdı. çocuğun
eline, Arapça, harekeli, Kur'an metni okumak hususunda rehberlik edebileceği
düşünülerek hazırlanmış bir alfabe kitabı verilir ve ferdi bir öğretim
usulüyle okumanın esasları öğretilmeye çalışılırdı. Dini vazifelerin
gerektirdiği basit bir bilginin verilmesi, yazının kopye edilmesinin imkan
derecesinde öğretilmesi ve dört iş~emin kurallarının belletilmesi de aynı
ferdi metoda41 uyularak yapılırdı. Oğretmenler ve yardımcıları olan Kalfalar
(Halife) medrese çevresinin şartları ve öğretim usulleriyle çocukları
terbiye ediyorlar. Ancak ezberciliği42 ön planda tutuyorlardı.
Mektebin belli bir öğretim süresi yoktu. Öğretim sabah erken başlar,
öğlen vaktinde verilen bir aradan sonra ikindiye kadar devam ederdi43

Erkek çocukları ergen, kız çocuklan ise kaç-göçü gerektiren bir yaş ve
bünyeye sahip oluncaya kadar mektebe devam ederlerdi. Kız ve erkek çocukların
birlikte yan yana oturarak öğrenim gördükleri mektepler olduğu
gibi kızların yerleri ayrı olanları da vardı44
Okulu bitirmiş sayılmak için
35. Kansu, c.I, s. 28, Anlel, s. 441, İhsan Sungu, "Tevhidi Tedrisat",
Belleten, s. 398,
Unat, s. 7, Yahya Akyüz,
Türkiye'de Öğretmenlerin Toplusal Değişmedeki Etkileri,

Ankara 1978, s. 28. Ibni Haldun'un sıbyan mektebi programlan ile ilgili görüşleri
için bkz. İbni Haldun,
Mukaddime, c. lll, İstanbul 1986, s. 154- 159.
36. Aziz Berker,
Türkiye'de İlk Öğretim //839-/908, Ankara 1945, s. 7; Unat, s. 9, Howard
E. Wilson-İlhan Başgöz,
Türkiye Cumhuriyetinde Eğitim ve Atatürk, Ankara
1968, s. 16. Ergin, c. i, s. 86.
37. Kansu, c.I, s.29.
38. Unat, s. 7.
39. Şer' i Şerif 7 yaşından itibaren dini vazifelerin ve muaşeret adabının, yazı, kıraat ve
hesabın kız ve erkek bütün çocuklara öğretilmesini mecburi tutmuş ise de, çocukların
4 yaşında mahaııe meklebine başlamaları adet idi. Kansu, c. I, s. 28.
40. Ergin, c.I, s. 91-96; Akyüz,
Türkiye'de ÖğreTmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri,
29.

41. Unat, s. 7; Paımaksıwğlu,
Tiirkiye'de Din Eğitimi, s. 6. ..
42. Kansu, e.I, s. 29; Wilson-Başgöz, s. 18; Yahya Akyüz, "Türk Eğitim Tarihinde Oğrelimde
Ezbereilik ve Kaynakları",
XI. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1994. s. 2257-
2258.
43. Kansu, c.I, s. 28.

44. Kansu, e.I, s. 29; Unat, s. 7
kaynak:dergiler.ankara.edu.tr
yolcu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklam
Alt 01-13-2010, 16:41 #2
Administrator
 yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-10-06
Üye No: 3
Yaş: 53
Mesajlar: 34.736
Konular: 24518
Mesleği: İşletme - Muhasebe - Maliye ve Yöneticilik
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı : 51478
Aldığı Teşekkür: 371
Ettiği Teşekkür: 88
Standart Cevap: Osmanlılarda Eğitim Öğretim

OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 415
Kur'an'ı en az bir defa hatmetmiş bulunmak esastı. Mektebin öğretmeni
genellikle ya medrese tahsili görmüş bir caminin hoca veya 'müezzini ya
da Kur'an ve Subha-ı Sibyan ve Tuhfe-i Vehbi gibi risaleleri okamısını
bilen ihtiyar bir kadındl45. Mekteplerde çocuklara Kur'an sureleri ve Hadisler,
anlamına bakılmaksızın Arapça olarak ezberletilir ve bazı dini bilgiler
Türkçe verilirdi46
Fakat, mekteplerin en büyük özelliği, öğrencileri
birbirine sevgi, büyüklerine saygı disiplini içerisinde yetiştirmiş olmaları
idi.
Osmanlı toplumunun genel eğitimiyle uğraşan ve İlkokul seviyesinde
eğitim-öğretim veren sıbyan mekteplerinde yukarıda belirtildiği üzere
eğitim ve öğretirnin esasını dinin ve ahlakın öğretilmesi oluşturuyordu.
Zaten sıbyan mekteplerinden beklenen şey bundan ibaretti. Sıbyan mekteplerinin
mevcut durumu aşağı yukan XiX. yüzyıl başlarına kadar aynı
şekilde devam etmiştir.
c) Saray Mektepleri

Osmanlı Devletinde, halk çocuklarının devam ettikleri sıbyan mektepleri
ile ulema ve devletin çeşitli kadrolarına kalifiye eleman yetiştiren
medreselerden başka, saraydaki çocukları okutmak, padişahın hizmetinde
bulunacak memurları ve müstahdemleri yetiştirmek, saray halkını eğlendirecek
ve güldürecek saz söz ehliyle oyuncuları eğitmek ve bunlardan da
önemlisi güvenilir devlet adamı ve asker yetiştirmek üzere saray içerisinde
bulunan bazı mektepler vardı. Bunlardan en önemlisi ise Enderun
Mektebi idi.
Osmanlı Devletinde XI. yüzyılortalarından itibaren medrese dışında
en önemli resmi eğitim kurumu niteliği taşıyan Enderun, ilk teşkilatı II.
Murad'a kadar çıkan47, fakat düzenlemesi ve gelişmesi II. Mehmet48 ile
başlayan bir mekteptir. Mektepte daha ziyade mülki ve askeri idareciler
yetiştirilmekteydi49.
45. Kansu, d,s. 28; Unat, s. 7, Wilson-Başgöz, s. 18; Rıza Kardaş, "Öğretmen Yetiştirme
Kurumlan", Türk Ansiklopedisi, c. XXVi, Ankara 1977, s. 232;Koçer, s. 7. Krş. Parmaksızoğlu,
Türkiye'de Din Eğitimi,
s. 5, 6. Sıbyan mektebi hocası hakkında daha
fazla bilgi için bkz. Akyüz, Türkiye 'de Öğretmenlerin ... s. 29-32.
46. Kansu, c.1, s. 28. Krş. Unat, s. 8-9.
47. Hafız Mehmed Refık, "Enderun-ı Hümayun Mektebi", Edebiyat-I Umumiye Mecmuası,

d, No. 1, s. 16; İsmail H. Baykal, Enderun Mektehi Tarihi, İstanbul 1953, s. 17 Krş.
Ülker Akkutay, Enderun Mektebi, Ankara 1984, s. 25. Tarihciler tarafından Enderun'un
kendisinden önce bir benzeri olup olmadığı tartışılarak Çin Mandarin Sistemine,
Eflatun'un Cumhuriyeti'ne ve Bizans Üniversitesi'nin yönetici yetiştirme usullerine
benzetilmiştir. Bu konularda bkz. Bamette Miller, The Palace School of Muhammed
the Conguemr,
Cambridge Mass. 1941, s. 10. 12; Selahaddin Hilav, Felsefe El Kitabı,

İstanbul 1975, s. 44. II. Mehmed'in Grekçe bildiği söylenir. Fakat Eflatun'u okuyup
okumadığı, okumuş olsa bile bundan örnekler aldığı hakkında hiçbir bilgi yoktur. bu
konuda bkz. Kazamias. s. 27.
48. Fethi İsfendiyaroğlu. Galatasaray Tarihi, İstanbul 1952, s. 57; BaykaL. s. 25; Hafız
Mehmed Refık, "Fatih Asnnda Enderun-ı Hümayun Teşkilatı", Edebiyaı-ı Umunıiye

Mecmuası, c. i, 24 Rebiülahir 1335-4 Şubat 1332, No. 16, s. 273-278.
49. Krş. Miller, s. 75; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, "Devşirme", İslam Ansiklopedisi., C. III.
s.563-565
416 RECAi DOGAN
Genellikle aileleriyle hiç bir ilgileri kalmayan, devşirmeso yoluyla
sağlanmış çocukların Enderun'a alınmadan önce belli bir hazırlık eğitiminden
geçmiş olmaları gerekiyordu. Hristiyan ailelerden ~evşirilen ço-
.cuklar öncelikle müslüman Türk aileleri yanında Türkçe'yi, Islami esasları
ve adabı öğrenir!, daha. sonra Edirne, Galatasaray, İbrahim Paşa
saraylarındaSı bedeni ve ruhi kabiliyetlerini geliştirecek dersler ve talimler
görürlerdi. Bunlara "acemi oğlanları"s3 denirdi. Acemi oğlanları, buradaki
belirli talim ve terbiyeden sonra "çıkma"S4 adıyla ayrılarak çeşitli askeri
birlikler içerisine dağıtılır, üstün yetenekli olanlar ise daha yüksek
seviyede bir eğitime tabi tutulmak üzere Enderun'a alınırdı.
Enderun mektebi, 5'i hazırlayıcı, 4'ü meslek egitimi verici oda biçiminde
örgütlenmişti. Bu iki grup mektep hem ayrı eğitim kurumlarıydı,
hem de beraberce bir mektep bütünü meydana getiriyorlardı. Hazırlayıcı
odalardan üçü sarayın dışında bulunuyordu. Bunların ödevi Küçük ve
BüyükSS
oda denilen yukarı kısma öğrenci hazırlamaktı. Küçük ve Büyük
odalar da öğrenciye meslek eğitimi veren üç odaya öğrenci veriyorlardı.
Bu odalar Seferli Oda, Kiler Odası ve Hazine Odasıs6 idi. Bu üç odayı da
başarı ile bitirenler padişahın özel işlerini gören Has Odas7 ya alınırdı. :i

Temel prensiplerinden birisi disiplin olan Enderun mektebinde eğitim-
öğretim 14 yıl sürerdi. Bunun 7-8 yılıS8hazırlık mekteplerinde geçerdi.
Mektebin öğrenci kaynağını teşkil eden ve savaş tutsakları ve devşirme
çocukları titizlikle seçilirdis9. Enderun'da dersler niteligine göre, ünlü
Ders-i am müderrisleri, sarayelemanları ve hatta yabancı hocalar tarafından
verilirdi. Enderun mektebi öğrencileri öğrenimIeri boyunca mekteplerinde
yatıp kalkıyorlar, yeyip içiyorlar, ayrıca birinci yıldan başlayıp, her
sınıftan artarak aylık alıyorlardı. Her mektebin disiplini ile meşgul bir
ağası vardı60

Enderun, yalnız devleti idare eden yüksek dereceli sivil kadroyu yetiştirmesi
bakımından değil, işle eğitimi birleştiren eğitim metodları bakımından
da önemli bir kurumdur. çünkü, Enderun'a alınan iç oğlanları,
----_ .•-._- .-

50. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Miller, s. 75 vd; Akkuıay, s. 35-49. Aynca bkz.
Mehmeı Zeki Pakalın, Osn:umlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c. i, İstanbul
1956, s. 538; Uzunçarşılı, Islam Ansiklopedisi. s. 563-565.
51. Akkutay, s. 69.
52. İsfendiyaroğlu, s. 58-84, 101-102, 180-184; Baykal, s. 11,26; AkImlay, s. 71-85.
53. ynaı, s. 12-13; Ergin, d,s. 11,31-40; Akkulay, s. 25, 49-59.
54. Isfendiyaroğ1u, s. 164-165,485-486; Akkuıay, s. 154.157.
55. Baykal, s. 48; Ergin, c. I, s. 12.
56. Baykal, s. 49, 62, 67; Unat, s. 11, 12; Kazamias,s. 27 vd.; Ergin, C.I, s. 12; Akkutay,
s. 86-104; Koçer, s. 16-17. Aynca bkz. Kansu, c.I, s. 33.
57. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Akkulay, s. 104-107; Koçcr, s. 16, 18.
58. Unat, s. ll.
59. Miller, s. 14.
60. Ergin,c.I,s.12.
OSMANLI EGtliM KURUMLARı VE EGİTİMOE İLK YENİLEŞME... 417
saray işlerini fiilen yaparak saray işlerini öğrenmek, İslami ve bazı müsbet
bilimler alanında teorik bir öğrenim görmek ve beden ve sanat eğitimi
gibi alanlarda yeteneğine göre bir eğitim-öğretim almak üzere yetiştiriliyorlardı61•
Enderun mektebinde öğretimi yapılan dersler genellikle medreselerde
okutulan dersleri ihtiva ediyordu. Fakat buradaki dersler medreselerden
dört bakımdan far!dılaşıyordu. Birinesi Türkçe ve edebiyat konusunda
verilen derslerdi. Ikincisi bir asker ve yöneticinin bilmesi gereken
konuları da kapsamasıydı. Coğrafya, h.~ita yapımı, tarih siyaset ve muharebe
sanatı vb. konuları içeriyordu62• Uçüncüsü hattatlık, cilt, tezhip, oymacılık,
minyatür yapımı, mimarlık vb. güzel sanatlar etkinliklerini bünyesinde
bulundurmasıydı63
Dördüncüsü ise musiki eğitiminin
musikişinaslar, hanendeler, musiki aletlerini çalan sanatkarlar yetiştirmek
için teşkilatlanmasından geliyordu. Bu çok geniş eğitimi gerçekleştirmek
için oldukça esnek bir program izleniyor, öğrencilerin yeteneklerine göre
dallara ayırımalarına iın1can tanınıyordu. Türkçe okuma-yazma64, Kur'an
ve din dersleri tüm öğrencilerin okuduğu derslerdi65• Ayrıca Enderun
mektebi öğrencileri kendilerine ayrılmış saray bahçelerinde ata binmek,
kılıç kullanmak, top ve tüfek atabilmek, cirit oynamak, vücutlarını kuvvetlendirmek
üzere sürekli talim yaparlardı66• 7-8 yıllık bir zorunlu eğitimden
sonra uzmanlık alanlarına ayrılırlardı.
Enderun mektebi tamamen farklı metodlara ve hedeflere dayanan
medrese ile karşılaştırıldığında, medrese, ilmiye mensuplarının çocuklarına
tamnan imtiyazlar ve himayelerle, müsbet ilimIerin programdan çıkarılması
veya ikinci sıraya düşmesi gibi çeşitli sebeplerle zayıflarken, Enderun,
sıkı bir disiplin uygulaması, kimseye ayrıcalık tanımaması, başarı
ve mahareti yükselmenin prensibi yapması gibi nedenlerden dolayı klasile
dönemde devletin en başarılı kurumu haline gelmiştir. Enderun mektebi,
kendine has teşkilatı ile, yani diploma vermesi, belli bir amaç için belli
bir programa göre eğitim-öğretim yapması, eğitilenlerin devlet içerisinde
üstleneceği görevlerin belli olması açısından yüksek bir eğitim kurumu
61. Enderun'daki eğitiinin amaçları için bkz. Millcr, s. 78-79; İsfcndiyaroğlu, s. 91, 155,
137-138. Ayrıca bkz. Akkutay, s. 123-151.
62. Aslan Terzioğlu, "Saray-ı Hümayunda Teknik Eğitim", Tarih ve Toplum (Ekim
1984), s. 10.
63. Baykal, s. 49.
64. Enderun mektebinde Türkçe ve Türk Tarihi okuıulması bunların Hristiyan öğrenciyi
Türkleştirdiği hakkında bir kanaaı doğmasına sebep olmuştur. Bu konuda bkz.
Antel, s. 442; Ergin, c.l, s. 19vd. Krş. Wilson-Başgöz, s. 30. .
65. Mektebin ilk müfredat prograrru için bkz. Pakalın, s. 538; ısmet Pcrmaksızoğlu,
"Enderun Mektcbi", Türk Ansiklopedisi, c. XV, Ankara 1968, s. 193. Ayrıca bkz.
Kansu, c.I, s. 33-34; Millcr, s. 108-115; Unat, s. i i; Kazsmias, s. 27 vd.; Szyliowicz,
s. 77; Ergin, c.I, s. 7; vd.
66. Baykal, s. 789; Parmaksızoğlu, "Endcrun Mektebi", Türk Ansiklopedisi, s. 193.
418 RECAİDOGAN
olma özelliklerine sahipti. Ancak, XVII. yüzyılda, medrese de olduğu
gibi, mevcut usullere aykırı olarak öğrenci alımında birtakım kayırmaların
başlaması, eğitim sisteminin gelişen yeni ihtiyaçlara cevap verememesi,
kapıkulu askerinin iktidarı belirleyici büyük nüfuz ve gücü mektepdeki
disiplinin ve eğitim kalitesinin düşmesine yolaçmıştır67

Saray mektepleri içerisinde ikincisi, saray içinde şehzadelerin ilköğretimine
mahsus ve programı sıbyan mekteplerininkiyle aynı olan Şehzadegan68
mektebi idi.
Saray mekteplerinin üçüncüsünü ise yetenekli iç oğlanların musiki
öğrendikleri Meşkhane69 idi.
Osmanlı Devletinde, yukarıda anlatılan üç saray mektebi kadar
önemli olmamasına rağmen, askeri ve mülki alanların alt kademelerine
eleman yetiştirmek amacıyla kurulmuş bazı kurumlar da vardır. Bunlar,
topların yapıldığı ve bununla ilgili bilgilerin öğretildiği Tophane70
, ordunun
araç ve gereç ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş Kılıçhane?!,
Tüfekhane72, Humbarahane73 ve bir musiki mektebi olan Mehterhane74dir.
Ayrıca, Devletin mülki kadrolarına elemanlar yetiştiren Bab-ı AIC5 ve
Bab-ı DefterdarC6, Bab-ı Fetva77 ve Bab-ı Seraskerin gibi mektepier de
vardı.
d) Osmanlı Eğitim-öğretim Kurumlarının Vasıfları Üzerine Bir
Tahlil
Burada Batı ile mevcut müesseseleri etkileyecek veya yenilerinin tesisini
sağlayacak ya da en azından bu türlü fikirleri n söylenildiği ilk gerçek
temasların gerçekleştiğini kabul ettiğimiz 1703 tarihine kadar geleneksel
Osmanlı eğitim-öğretim kurumları üzerine bir tahlil yapılmıştır.
Bu tahlil daha sonra eğitimdeki çağdaşlaşma çizgisini takip edebilmek
açısından önemlidir. Burada tesbit edilen 1703 tarihi göreceli bir tarihlendirmedir.
Zaten Avrupa içlerine kadar girmiş olan Osmanlı devleti
67. Bkz. Miller, s. 105; Mehmet İpşir1i, "Ehderun", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,

s. 187. Krş. Parmaksızoğlu, "Enderun Mektebi". Türk Ansiklopedisi, s.
193. Aynca bkz. Ahmed Refik, "Köprülüler Zamanında Enderun-ı Hümayun ve Terakkiyatı",
Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası,
c. I, No.4, 28 Muharrem 1335-12 Temmuz
Teşrin-i Sani 133'2, s. 91-94.
68. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Ergin, c.I, s. 6-10.
69. Bkz. Unat, s. 11; Ergin, c.I, s. 25-27; Koçer, s. 17.
70. Ergin, c.l, s. 48-50.
71. A.g.e., c.l, s. 51-53.
72. A.g.c., c.1, s. 54-55.
73. A.g.c., c.1, s. 56-62.
74. Bkz., c.l, s. 41 -44.
75. Ergin, c.l, s. 63-73.
76. A.g.e., c.l, s. 74-76.
77. A.g.e., c.l, s. 77-78.
78. A.g.e., c.l, s. 79-81.
OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGITİMDE İLK YENİLEŞME... 419
Batı'dan ayrı değildi. Bu sebeple Batı ile ilk temasların tarihlendirilmesi
kişilere göre değişecektir. Bunun değerlendirmesi bir sonraki kısımda yapıldığı
için burada sadece yukarıda genel hatlarıyla anlatılmaya çalışılan
kurumlar üzerine genel bir tahlil yapılmaya çalışılmıştır.
i
Anadolu Türk uygarlığının kaynaklarını Türk, İslam ve yerli kültür
teşkil eder79
Osmanlı sosyal ve kültürel hayatı üzerinde bu üç unsurun
yer ve zamana göre azlık ve çokluk .dereceleri değişebilir. Ancak toplum
hayatında ve özellikle kurumlarda Islami kültürün etkisi daha fazladır.
Hatta o kadar ki, Osmanldar giderek kendileriı:ıi İslamla özdeşleştirmişlerdir.
Bu sebeple eğitim kurumlarının temelini Islam din ve kültürü oluşturdu.
Ancak Osmanlılar adı geçen kurumları, diğer İslam ülkelerinkinden
daha mükemmel bir hale getirdiler ve aynı zamanda kültür
hayatındaki değişik unsurları kaynaştırarak ona Osmanlılar'a has bir karakter
kazandırdılarRO.Devlet adamları ve halkın ileri gelenleri tarafından
. yaptırılarak vakıflarla desteklenen mektepler yaygın bir öğretim verdiler
ve çocukları İslam terbiyesine göre eğittilerS!. Medreseler, İslam din ve
felsefesinin okunduğu, birçok ulemanın ders verdiği ve yetiştiği ilim muhiti
oldularsı. Enderun ise kendine has bir "kurum olarak bir çok askerI' ve
mülki idareci yetiştirdi.
Ancak eğitim üzerindeki din etkisi sadeceOsmanlılar'a ait bir mesele
değildi. Nitekim bu dönemde Batı eğitim sistemi içerisinde de dini motifler
bir hayli fazlaydı. Mesela antik kültür, Hristiyanlık süzgecinden geçirilerek
alınıyor ve dine uymayanlar atılıyordu. Din Bilgisi (gramer),
Rhetorik (güzel konuşma) ve Diyalektik (tartışma) gibi "Trivium" unsurları
Hristiyanlığın savunulmasında; Edebiyat ve Filoloji ise mitolojiyi çürüIüp
Hristiyanlık vahyini isbatta kullanılmaktaydıs3. Bütün ortaçağ boyunca
Aristotales' in kıyas mantığı egemendi ve tartışma kabul etmeyen
bu sisteme genelolarak "skolastik"84, aynı çağda Batı'da açılan kilise ve
manastır mekteplerinde ders veren "hocalara ise "skolastikçi" denmiştif8s.
79. Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, çev: Metin Kıratlı, Ankara 1988, s. 3-
17; Krş. M. Fuat Köpıillü, "Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri
Hakkında Bazı Mülahazalar", Türk Hukuk ve Iktisat Tarihi Mecmuası, i (1931), s.
163-298; Mustafa Akdağ, Türkiye'nin iktisadi ve içtimai Tarihi, c. I, İstanbul 1977,
s. 12 vd.
80. Bu konuda bkz. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, Ankara 1972, s. 520 vd,
Uriel Heyd-Ercüment Kuran, "I1miyye", Encylopedia of Islam New Edition, s. 1152.
Krş. Wilson-Başgöz, s. 14.
81. Kansu, c.l, s. 28; Anteı, s. 441. Ayrıca bkz. Günyol, s. 656.
82. Yazıcı, "Osmanlılann Son Döneminde .... ", Diyanet Dergisi, s. 59.
83. Kemal Aytaç, Avrupa ERitim Tarihi Antik Çağdan 19. Yüzyılın .Sonlarına K.adar,

Ankara 1972, s. 79-80; Abdülhak Adnan Adıvar, Tarih Boyunca Ilim ve Din, lstanbul
1969, s. 135.
84. Aytaç, s. 85. Ayrıca bkz. Cahit Yalçın Bilim, Tanzimat Devri'nde Türk Eğitiminde
Çağdaşlaşma (/839-1876),
Eskişehir 1984, s. 16- 17.
85. Adıvar, Tarih Boyunca ilim ve Din, s. 135; Aytaç, s. 85 vd. Skolastik kelimesi ile il.
gili olarak bkz. Ergin, c.I, s. 3-4.
420" RECAİDOGAN
Fakat söz konusu durum Batı eğitim kurumlarında uzun sürmemiş, XV.
yüzyıldan itibaren Avrupa peşpeşe Rönesans, Reform, Hümanizma86 ve
daha sonra da Aydınlanma çağının ortaya çıkmasına sebep olmuş ve Ortaçağın
karanlığından kurtulmuştur. Osmanlılar'da ise gelişme yavaş
olmuş, Batı'da etkisini yitiren Aristotales metodu8
? XIX. yüzyıl başlarına
kadar eğitim kurumları üzerinde etkisini devam ettirmiştir.
Yukarıda genel bir tahlili yapılan Osmanlı eğitill). ve öğretim kurumlarının
gerçek özelliklerinin anlaşılabilmesi için bazı niteliklerine de dikkat
çekmek istiyoruz. Bir öğretim kurumunun gerçek bir müessese olduğunun
tesbiti için onun ayırıcı özelliklerinin ortaya konulması gerekir.
Burada özellikle medresenin bu açıdan incelenmesi gerekir. Bunlardan
birincisi soyut, kavramlaştırılmış, kuramsal bilgilerin üretildiği ve aktarıldığı
kurumlar olmasıdırS8• İkincisi bu bilgi üreti.m ve aktarınunın bu işi
sürekli meslek edinmiş kişilerce yapılmasıdır. Uçüncüsü bu kurumların
aynı zamanda kendisinin gelecekteki üyelerini eğitmesi89 ve bu yolla ilmi
üretim ve aktarımı kişiselbir görevolmaktan çıkarıp sürekli bir kurumsafJO
etkinlik haline getirmesidir. Dördüncüsü bu kurumları bitirmenin
toplum içinde belli mesleklerin icrasında, belli sorumlulukların yüklenilmesinde
bir ön şart haline getirilmesidir. Yani eğitimin bir diplama ile
belgelenmesidir91• Beşincisi ise, eğitimin belli bir amacı gerçekleştirmek
üzere yapılması sebebiyle belirli bir programın izlenmesidir92
• .
Medreselerin, Osmanlı Devleti içerisinde devlet adamlarının yetiştiği
en önemli kurumlardan biri olarak bu açılardan incelenmesi onun öneminin
ve tarihteki yerinin tesbiti ve daha sonra ne tür bir gelişme izlediği
açılarından önemlidir. Burada bir hususu belirtmek gerekir. Bu ise, medresenin
Avrupadaki üniversitelerle kuruluş amacı93 bakImından hiç bir
benzerliğinin olmadığıdır94
Medresenin kuruluş nedeninin Avrupa üniversitelerinden
farklı olması, onun diğerinden daha değişik teşkilatlanma-
86. Adıvar, Tarih Boyunca ilim ve Din, s. 141 vd.
87. A.g.e.,s.182vd .
. 88. Aydın Sayılı, "Higher Educaıion in Mcdicval Islam The Madrasa", Annales De
L'Universite D'Ankara
(1947-1948), voL U, s. 29-71, Mehmet A. Kısakürek, Üniversitelerimizde
Yeni/eşme Programı ve Öğretim Açısından,
Ankara 1976, s. 7.
89. KısakÜfek, s. 11,21.
90. Sayılı, s. 33; Semavi Eyice, "Bir Yıldönümü Dolayısı İle Türkiyc'dc Ünivcrsite",
Türk Kültürü
(Ocak 1954), s. 15, s. 12; UnaC,s. 1; Kısakürek, s. 12.
91. E. Hirs, Dünya Üniversiteleri ve Türkiyede Üniversitelerin Gelişmesi, c.I, İstanbul
1950, s. 28, Fatma Vanş, Türkiye'de Lisans-Üstü Eğitim, Ankara 197-3, s. 15,21.
Ayrıca bkz. Una!, s. 4; Kısakürek, s. 4.
92. KısakÜfek, s. 7-11,23-23-35; İlhan Tekcli-Selim İlkin, Osmanlı imparatorluğu'nda
Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşunıu ve Dönüşümü,
Ankara 1993, s. 1. Ayrıca
. bkz. Uzunçarşılı, Osmanlı ... , s. 39 vd; Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s. 10;
Inalcık, s. 165; Baltacı, s. 35-43.
93. Parmaksızoğlu, Türkiye'de Din Eğitimi, s. 8; Bilgin, Eğitim Bilimi pe Din Eğitimi, s.
16; Çclcbi, s. 108-113.
94. Avrupa'da üniversitelerin kuruluş amaçları için bkz. Aytaç, s. 91-92.
OSMANlı EGiTiM KURUMLARı VE EGiTiMOE İLK YENiLEŞME... 421
sına sebep olmuştur. Osmanlı medreseleri kendinden öncekilerin bir devanudır.
Bu sebeple, köklerinde Avrupa'nın değil Selçuklu ve Arap etkinliği
mevcuttur. Osmanlı medreselerinin müesseseleşmiş kurumlar olup
olmadığını tesbit için yukarıda zikredilen beş özelliğe göre incelemeye
çalışalım.
İznik'te kurulmaya başlayan Osmanlı medreseleri zaman içinde uzmanlaştı
ve farklılaşarak kademelendi. Bunun daha sistemli hale getirilmesi
II. Mehmed zamanında oldu. Fatih'in ilme gösterdiği özel ilgi Osmanlı
medreselerinde nakli ilimIerin yanında akli ilimlerin gelişmesini
sağladı. Fatih devri n en ünlü ilim adamlarını İstanbul' da toplayarak ve
onlardan kendisi de özel dersler alarak burayı bir ilim merkezi haline getirdi.
Fatih o zamana değin Osmanlıların tesis ettiği en büyük medrese
olan Fatih Medresesini kurdu. Bu medresenin kuruluşuyla medreseler
arası kademelenme de açıklık kazanmış oldu. Hariç ve Dahil diye ikiye
ayrılan medreselerde, birincisinde temel hazırlık .bilgileri ve ilmi eserleri
izleyebilecek seviyede Arapça ile diğer temel bilgiler veriliyor, İkincisinde
ise, yüksek düzeyde ilim tedris ediliyordu. Bu sebeple, Fatih medresesi
teorik bilgi üretiminde yüksek düzeydeydi. Fatih'in kurduğu medrese
Süleymaniye ile teşkilat açısından en yüksek seviyeye ulaştı95

Medreseler yukarıda açıklandığı üzere devrin Avıupa üniversiteleri
gibi belli bir programa göre eğitim-öğretim yapıyorlardı. Hatta bu iki kurumun
programları arasında da önemli benzerlikler bulunabilir. Avrupa
üniversitelerinin ilahiyat dışındaki progranunı oluşturan Trivium içinde
bulunan gramer, retorik ve mantık-diyalektik ile Quadrivium içinde bulunan
aritmetik, geometri, astronomi ve musiki gibi yedi dersin medrese
programında karşılıkları vardı96
En önemli farklılık akıı ilimlerin ve felsefenin
ilahiyatı desteklemek üzere medrese eğitiminde kullanı1masıydı.
İkinci olarak, medreselerde programa uygun olarak okutulan derslerin
tanımı ve icazeti veren müderrislerin isimlerinin yazıldığı "icazet" denilen
bir diploma veriliyordu.
Üçüncü olarak medreselerde eğitim-öğretim görenlerin toplumda
alacağı görevler aldıkları diplomalara göre belirlenmiştir. Hangi derece
medreseden icazet alanların hangi kademede bir müderris olacağı, ya da
ne büyüklükte bir şehire kadı olacağı ya da kalemiyenin hangi düzeyinde
istihdam edileceği tesbit edilmişti.
Dördüncü. olarak medreseler gelecekteki öğretim kadrolarını kendi
içlerinden yetiştirerek bilginin yeniden üretilmesine süreklik sağlanuşlardır.
Medrese içerisi~de kuralları belli bir ilmi otorite yapılanması vardır.
95. Bu konuda yukarıda s. 1-7'ye bkı;.
96. Aytaç, s. 80. Aynca bkz. Tekeli-ilkin, s. 16.
422 RECAi DOGAN
Son olarak Osmanlı medreseleri devletin ihtiyacı olan her türlü devlet
ricaHni yetiştirmek üzere belli bir program takip ediyordu. Medreseler
vakıf olarak kurulduğu için, vakıf senedinde belirtilen esaslara göre yürütüIüyordu.
Tamamiyle ilrniye teşkilatı içerisinde idi. Medrese öğretim
üyelerinin seyfiyye mensuplarına göre bir çok üstünlükleri vardı. Müderrisler
yönetim ve ilmi serbestlik açısından oldukça ileri düzeydeydiler.
Enderun mektebi ise diploma vermesi, belli bir amaç için belli bir
programa göre eğitim-öğretim yapması, mezun olanlarının görev alacakları
alanların belli olması açılarından bir yüksek öğretim kurumu özelliklerine
sahipti. Fakat Enderun'da öğretmenliğin uzmanlaşmanuş olmaması
ve akademik otoritenin yapılanmaması gibi hususlar bir eksiklik olarak
sayılabilir.
Sıbyan mektepleri ise medrese ve Enderun mekteplerinin en alt kademesini
oluşturuyor ve çocuğun toplumdaki sosyalizasyonunu gerçekleştirmeye
çalışıyordu.
Osmanlı devletinin meüsseseleşmiş yapısı XVI. yüzyılda maddeten
ve manen dünyamn en büyük devletlerinden birisi olmasını sağlamıştır.
Medrese ve Enderun ise bu düzeni yeniden üretebiliyordu. Osmanlı Devleti'nin
kuruluşundan itibaren memleketin irfan ve adalet hayatına doğrudan
doğruya, yine idaresine kısmen hakim olan medreselerin, sivil ve askeri
hayatın istediği idarecileri, hakimleri mütehassısları yetiştirmek
suretiyle faydalı hizmetler gördükleri muhakkaktır97

Osmanlı Devletinde, bilhassa Tanzimat'a gelinceye kadar, devlet ricali
için, üç esaslı yetişme yolu vardı: 1- Medrese yolu, 2- Ordu yolu (Yeniçeri
ocağı, Tımar Sipahisi), 3- Enderun yolu. Osmanlı Devleti, XVII.
asrın sonlarına kadar, yegane ilim ve İrfan müessesesi olan medreseleriyle,
kendine has idari, askeri teşkilatı ile kendini korumağa ve gelişmeye
muvaffak olmuştu. çünkü o devirlerde Avrupa derebeylik mücadelelerinden
yeni çıkmıştı ve Avrupa milletleri, kilise baskısı altında milli şuurlarını
henüz bulamamışlardı. Bu sebeplerden Osmanlı için bir tehlike teşkil
etmiyorlardı98•
Fakat Avrupa' da Rönesans ile beraber yeni bir devir açılıyordu.
Bacon, XVII. asrın başlangıcında, tetkik ve münakaşa edilmeksizin kabul
edilen esaslardan netice çıkarmağa inhisar eden skolastik zihniyete ilk
büyük darbeyi vurmuş ve bunun yerine, bizzat şe'niyetin tetkik ve müşahadesi
ile tabiatın sırlarına nüfuz etmeği ve kanunlarını bulmayı mümkün
kılan ve fıkre sonsuz geniş ufuklar açan tecrübi metodu, yani tefekkür tarzını
koymuştu99• Descartes onu tamamlamış, tanımrtış hakikatlerin tetkiki
ve yeni hakikatlerin keşfı için kuvvetli bir metot ortaya koymuştur1oo•

97. Antel, s. 441.
98. Aynı yer.
'99. Kansu, c.i, s. 35-36; Anıel, s. 442; Adıvar,
Tarih Boyunca iliııı ve Din, s. 184.

100. Ante1, s. 442; Adıvar,
"Tarih Boyunca iliııı ve Din, s. 182-183.
yolcu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2010, 16:42 #3
Administrator
 yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-10-06
Üye No: 3
Yaş: 53
Mesajlar: 34.736
Konular: 24518
Mesleği: İşletme - Muhasebe - Maliye ve Yöneticilik
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı : 51478
Aldığı Teşekkür: 371
Ettiği Teşekkür: 88
Standart Cevap: Osmanlılarda Eğitim Öğretim

OSMANLı EGITiM KURUMLARl VE EGiTİMDE İLK YENİLEŞME... 423
ilmi keşifler ve bunların sanayiye tatbiki, matbaanın icadı, dini ıslahat,
Avrupa milletlerini yükseltmiş ve bu suretle, Osmanlı Devletinin karşısına,
yeni ilim ve teknikle mücehhez, yeni ideallerle beslenen kuvvetli
milletler çıkmağa başlamıştırioı.
Diğer yönden, eğitimin geleceği, büyük ölçüde ilmin mukadderatına
bağlı olması ve ilim sahasındaki yeni gelişmelerin eğitim sahasında da
kendini göstermesi dolayısıyla, tefekkürdeki metod değişikliği eğitim sa-
• hasında da kendini göstermiş ve Rabelais, Montaigne, Comenius, Rousseau
gibi büyük eğitimciler; mektep aleminde ihtilaller yapacak mahiyette
yeni terbiye esaslarını ve metodlarını ortaya koymuşlardırlOı

Şüphesiz bunların derhal hayata geçtiği, o devrin mekteplerinde bu
yeni metodların tamamiyle tatbik edildiği iddia edilemez. Bu devirlerde
Avrupa memleketlerinde ahadili ile tedrisat yapılıyordu, terbiye milli bir
karakter kazanmıştı. Dinin nüfuzu mekteplerden kalkmış değildi. Fakat
mekteplerde, anadili ve hesapla beraber, tarih, coğrafya, fizik. ve tabiat
ilimIeri tedris ediliyordu 103.
Avrupa ortaçağın karanlığından kurtulup yeni ilmi keşifler yaparken,
yukarıda özellikleri çizilmeye çalışılan Fatih'le başlayıp Kanuni'nin kurduğu
Süleymaniye Medreseleriyle en yüksek seviyeye ulaşan Osmanlı
medreseleri, aynı zamanda bu padişahın zamanında kurumlarda bozulmanın
başladığı dönemdir104• Bu çalışma medreselerin hangi açılardan bozulmaya
başladığını incelerneyi birinci hedef edinmediği için burada bunlara
yer verilmemiştir. Ancak bozulmanın medreselerde aklı ilimIerin ya tamamen
kalkması ya da ikinci'sıraya düşmesinden, öğrenci alımı, öğretim
üyelerinin atanması gibi teşkilattaki bozulmalardan, bilgi üretimini sağlayacak
temel dinamiklerden uzaklaş ma vb. olarak tesbit edebiliriz. Bu sebeplerin
yanında zikredilebilecek diğer bütün nedenler esasen müesseseleşrneden
uzaklaşmanın bir sonucudur.
Aslında Osmanlı Devletinde İlmiye sınıfı ile beraber diğer kurumlarda
da bir duraklamanın başladığı görülebilir. çünkü Devlet bütün müesseseleriyle
bir bütündür. Devletin kurumlarında baş gösteren bu aksaklıklara
karşı devrin ileri gelen devlet adamları ileri sürülen fikirler
doğrultusunda çeşitli önlemler almaya çalışmışlardır. Fakatmevcut
kurum aksayan yönlerinin ıslahı ile ilgili girişilen teşebbüsler, Osmanlı'nın
Batı'dan haberdar olması ve devletin zaten Batı'ya karşı üstün olduğunu
kabul etmesinden dolayı doğrudan doğruya Batı kaynaklı değildir.
101. Kansu, c.I, s. 36, 37,40,41.
102. Anlel, s. 443.
103. Aynı yer. '-
104. Bkz. Yazıcı, "Osmanlılann Son Döneminde ... ", Diyanet Dergisi, s. 59.
424 RECAİ DOGAN
Enver Ziya Kara1'ın da ifade gibi, Nevşehirli Damat İbrahim
Paşa'dan önce bir çok ıslahat faaliyetleri yapılmıştır ve bu faaliyetlerin
amacı, devletin bozulan nizamını kuvvete dayanarak iyileştirmek ve yenileştirmektir.
Isıa:hat "disiplini" mahiyettedir ve şahısların gücüyle doğru
orantılıdır. Ne müteşebbislerinde ne de yaptıkları ıslahat hareketlerinde
Avrupa tesiri bulunmayan faaliyetlerdirıo5.
Sonuç olarak Osmanlı Dev~eti müesseseleşmiş yapısıyla devrinin en
büyük devletlerinden biriydi. Ilmiyye teşkilatı ise devlet içindeki en
önemli kurum idi. Fakat Osmanlı, Batı ile olan münasebetlerine ve
Batı'da olup bitenlere karşı da ilgisiz değildi. Çünkü, coğrafya olarak
Batı'yla iç içeydi ve Batı'daki gelişmelerden de sayyaWar, tacirler, diplomatlar,
mülteciler vb. vasıtasıyla haberdar oluyordu. Ancak maddeten ve
manen zamanının en güçlü devletlerinden birisi olması sebebiyle Batı'ya
tepeden bakıyordu. Bu tavır Osmanlının Batı'nın bilim ve teknolojisi karşısındaki
tutumunun ne olduğunun en bariz örneğidir. Osmanlı Batı'dan
haberdardı, fakat Batı karşısında seçmeci (sellektif) bir tavır sergiliyordu
106 ve her savaşta devamlı yendiği Batı'da olup bitenlerin temel sebeplerinin
farkında değildi gibi gözüküyor.
Bütün bu incelemelerden şu sonuç da çıkarılabilir; geleneksel Osmanlı
kurumlarının kuruluşlarında ve gelişip teşkilatlanmalarında
Batı 'nın hemen hemen hiçbir etkisi yoktur. Bu kurumlar üzerinde Avrupa
ve tekniğinin etkisinin olup olmadığı ve din eğitiminin aldığı şekil ve
daha sonraki kısımlarda incelenmeye çalışılmıştİr.
~. EGJ'fİl\fQE İLK YENİLEŞME HAREKETLERİ DÖNEMİ
VE DIN EGITIMI (1703.1839)
Avrupa'da hemen her sahadaki yeni keşifler ve bunun saniyeye uygulanmasıyla
beraber yeni ve güçlü devletler ortaya çıkarken, Osmanlı
Dev leti de gaflet ve cehalet içerisinde değildi 107. Yukarıda da zikredildiği
üzere Osmanlı zaten devrinin güçlü devletlerinden birisiydi ve Avrupa ile
iç içeydi. Bu sebeple Avrupa'daki yeni gelişmelerden tamamen habersiz
değildi. Ayrıca bazı şeyler yapılması gerektiğinin farkında o.lan padişahlar
ve devlet adamları da vardı. Fakat bir çoğu devrin problemlerini halledecek
yeterli bilgiye sahip değildi 108. Buna rağmen Avrupa' nın ilan ettiği
ve Avrupa'ya ilan edilen harplerin giderek daha fazla mağlubiyetimize
105. Enver Ziya Karaı, "Tanzimaltan Evvel Garplılaşma Hareketleri (1718-1839)", Tanzimat,
/,
Istanbul 1940, s. 15- 17.
106. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Ekmcleddin İhsanoğlu, "Modem Bilimlerin Türkiye'ye
Girişi (Tanzimaı'ın İlanına Kadar)", 75. Yılında Türkiye'de Sosy%ji, İstanbul
1991,5.85-124.
107. Kansu, c.I, s. 37-3R.
108. Kansu, c. I, s. 3R; İhsanoğlu, s. 86 vd.
OSMANLı EGİTiM KURUMLARı VE EGİTİMDE iLK YENİLEŞME... 425
sebep olması ve Avrupamn ilan edilen harplerin giderek daha fazla mağlubiyetimize
sebep olması ve Avrupa'nın yeni ilerlemelerinin tesirlerini
görebilen ileri görüşlü bazı devlet adamlarının teşebbüsleri ile XVIII .
yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti' nde bazı ıslahat hareketleri görülür.
Bunlardan en önemlisi, İstanbul'da matbaanın açllmasılO9, ordu da yapılması
gereken ıslahat dolayısıyla bazı askeri mekteplerin açılması ve dönemin
sonuna doğru sivil mekteplerin tesis edilmesi vb. bunların en
önemlileri arasında zikredilebilir.
a) MOdern Eğitim Kurumlarının Doğuşu

Çeşitli fasııalarla, Tanzimat'a kadar devam eden ıslahat hareketlerine,
XVIII. yüzyılın ilk yansında başlanıldığına işaret etmiştik. Osmanlı
tarihinin XVIII. yüzyılın ilk yarısına rastlayan kısımında bir "Lale Devri"
nin mevcudiyeti malumdUL Damat Ibrahim Paşa'nın Sefaret vasıtasıyla
Paris'e gönderdiği Yirmisekiz Çelebi Mehmed'e verdiği talimatdaki
Fransa'nın "Vesaiti umran ve maarifine dahi layıkıyla kesbi ıttıla ederek
kabili tatbik olanlarının takriri"llo ifadesi Lale Devri'nin Osmanlılar için
Batı 'ya açılmış ilk pencere olduğuna işaret etmektedir.
Gerek bu elçiler aracılığıyla, gerekse başka ilişkilerle meydana gelmiş
olan faaliyetlerin sonunda i727'de zamanın Şeyhülislamından
"Lugat, Mantık, Hikmet, Hey'et ve bunların emsali ali ilimler kitaplarına
munhasır olmak ve ııakıŞ olunacak kitapiarın tashihi için birkaç alim
kimse tayin olunmak Şartı ile"ııı fetva alınmak suretiyle matbaa kurulmuş
ve kitap basımına başlamıştır.
Gene aynı zamanda Fransız Rocheford tarafından III. Ahmed'e on
sayfalık bir rapor verilerek, ecnebi askeri mühendisler kıt'asının kurulması
teklif edilmiştirı ıı.
Osmanlı ordusunun Avrupa'ya karşı yenilgilerinin devam etmesi, ordunun
ıslahını ve bunun için de yeni fenleri bilen subaylar yetiştirmek
üzere bazı mektepler ve dersaneler açılmasını gerekli kılıyordu. Bu türden
hareketler de yine İbrahim Müteferrika'nın ikaz ve işaretleriyle başlı-
YOLİbrahim Müteferrika o zaman Avrupa'da henüz ilerlemeye başlamış
109. istanbul'a matbaanın daha önce azınlıklar tarafından getirildiği bilinmektedir. Bkz.
Selim Nüzhet Gerçek, Türk Matbaacılığı, istanbul 1939, s. 27; Lewis, s. 52; Yahya
Akyüz, Türk Eğitim Tarihi, 5 .. Baskı, Istanbul 1994, s. 117. ıbrahim Müteferrika
hakkında bkz. Niyazi Berkes, "Ilk Türk Matbaası Kurucusunun Dini ve Fikri Kimliği",
Bel/eten
(Ekim 1962), s. XXVI, S. 104, s. 715-737. 1727'de kurulan matbaa
hakkında bkz. Kansu, c.l, s. 40-42; Gerçek, a.g.e., çeşitli bölümler, Akyüz, Türk
Eğiıim Tarihi,
s. 117-123.
i10. Karaı, Tanzimat /, s. 19.
111. Kansu, c.ı' s. 41.
112. Gerçek, s. 29-30.
426 RECAİ DOGAN
olan askeri düzenleri iyi bildiği için, Osmanlı devletinde de nizarnİ asker
tedarikinin gerekliliğine ve bu askerin nasıl tertip edileceğine dair bir nizamname
yazmıştır. Böylece 300 kadar talimli asker tedarik olunmuş,
fakat Patrona Halil isyanı üzerine bu askerler de ortadan kaldırılmıştırll3

lll. Ahmed devrinden sonra ordunun ihtiyaçlarının daha da zorllamasıyla
i. Mahmud, lll. Mustafa, i. Abdulhamid ve III. Selim zamanlarındaki
ilişkiler, askeri ıslahat ve onun gerekli kıldığı askeri eğitim alınında olmuştur.
i734'de Fransız asıllı Kont de Bonneval (Humbaracı Ahmed
Paşa) Üsküdar'da modem bir Humbarahanel14 tesis etti ve bu alanda teknik
eğitim için de bir Hendesehane açtı. İlk yıllarda varlık gösteremeyen
bu kurs, lll. Mustafa zamanında Koca Ragıp Paşa'nın Fransa'dan getirttiği
Macar asıllı Baron de Tott'un çalışmaları sonunda 1761'de özellikle
ordu ileri gelenlerinin Matematik sahasında da yetişmelerini temin için
Matematik, Denizcilik, İstihkam ve Topculuk konularını ihtiva eden bir
programa kavuştullS. i. Abdulhamid zamanında da Tersane'de Mekteb-i
Bahriyel'6 inşa olunarak, öğretmenliğine ünlü matematikçi Gelenbevi İsmail
Efendill7 getirildi.
Bunlardan daha önemli teşebbüsler ise mühendishanelerin açılmaya
başlamasıdır. Ruslar tarafından Çeşme'de Osmanlı donanmasının yakılması,
yeni ve zamanın tekniğine göre donatılmış bir donanmanın kurulmasını
ve bu kalyonları yönetecek coğrafya ve hendese bilir subayların
yetiştirilmesini gündeme getirmişti. Bu amaçla 1773'te Mühendishane-i
Bahri-i Hümayunl18 açıldı. Bu mektepte en fazla matematik ve tahkimat
dersine önem veriliyordu. Mektebe Fransız Hocalar ve yabancı uzmanlar
getirildi. Ayrıca Fransa'ya 30 öğrenci gönderilmek üzere anlaşma yapıldı.
i 13. Kansu, c.I, s. 43; çağatay Uluçay-Envcr Karıekin, Yüksek Mühendis Okulu, İstanbul
1958,s.17;Ergin,c.I-II,s.61.
ı14. Aynı yerler.
115. Mehmed Esad, Mirat-I Mühendishane-i Berri-i Hümayun, İstanbul 1312, s. 6,7;
Kansu, c.I, s. 44; Karaı, Tanzimat I, s. 21; İb.rahim Hakkı Akyol, "Tanzimat Devrinde
Bizde Coğrafya ve Jeoloji", Tanzimat I, Istanbul 1940, s. 525; Uluçay-Kartekin,
s. 18; Ergin, c.I-II, s. 59-6 i.
116. Ergin, c.I-n, s. 317.
117. Gelenbevi İsmail Efendi hakkında bkz. Osman Keskioğlu, "İsmail Gelenbevi ve
Sübut-ı Hilal Meselesi", Ankara Universitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, c. XIII, Ankara
1965, s. 21-30; Koçer, s. 23 vd.
118. Erim, s. 447; Akyol, s. 525, 551; Tarık Artel, "Tanzimaltan Cumhuriyete Ka~ar Türkiye'de
Kimya Tedrisatının Geçirdiği Safhalara Dair Notlar", Tanzimat I, Istanbul
1940, s. 486; Unat, S. 14 vd, s. 58 vd; Sycliowicz, s. 134 vd; Berkes, Türkiye'de
Çağdaşlaşm~,
s. 86; Ergin, c.I-II, s. 315-324. Aynca bkz. Ekmeleddin İnsanoğlu,
"Tanzimat Oncesi ve Tanzimat Dönemi Osmanlı Bilim ve Eğitim Anlayışı", 150.
Yılında Tanzimat, Ankara
1992, s. 348-354; İdris Bostan, "Osmanlı Bahriyesinde
Modernleşme Hareketleri i Tersane'de Havuz İnşası (1794-1800)", 150. Yılında
Tanzimat,
Ankara ı992, s. 69-90.
119. Esad, s.IO vd; Mahmud Cevad, Maarifi Umumiye Nezareti Tarihçe-i Teşkilat ve
leman,
Istanbul 1338, s. 5; Kansu, c.I, s. 50-52; N. Gökdoğan, "Türk Astronomi Tarihine
Bir Bakış", Tanzimat I, Istanbul 1949, s. 472; Akyol, s. 525; Uluçay-
Kartekin, s. 35 vd; Ergin, c.I-II, s. 325-333; ıhsanoğlu, 150. Yılında Tanzimat, s.
350.
OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMOE İL~ YENİLEŞME... 427
l795'te Hasköy'de kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayunl19 ise kara
ordusuna teknik elemanlar yetiştirmek üzere açılmıştı. Burada deniz mühendishanesine
muadil ders programları uygulanıyor ve farklı olarak topculuk,
lağımcılık gibi uzmanlık konuları veriliyordu. III. Selim'in bu
mektebin gayesi ile ilgili fermanından da anlaşıldığı üzere, bütün öğrencilerin
gerekli ilimIeri öğrenmeleri için kalem ve mektep şekilli uygun bir
yerde tesis edilmişti. Bu mühendishane diğerlerine göre, medrese tahsilinden
tamamen ayrı Batı mekteplerine benzer şekildeki ilk yüksek öğretim
kurumudur.
Mühendishanelerde öğrencilerin i?ğrenim giderleri ve kırtasiye gereksinimleri
devletçe karşılanıyordu. Oğrencilerin kullanmaları gereken
kitaplar kütüphaneden verilir, okunmasının bitmesinden sonra tekrar alınır
ve yerine ye!,1isiverilirdi. Mühendishane-i Berri-i Hümayun'un bir de
kitaplığı vardı. Oğretim; öğrencilerin derslere hazırlanmaları, hocanın, içlerinden
birisini kaldırarak takrir ettirmesi, çizimlerin, örneklerinden kağıtlara
işlenmesi biçiminde, medrese geleneklerinden büsbütün farklı,
Fransa.sistemine oldukça yakındı. Mühendishanelerde en önemli mesele,
Türkçe ders kitaplarının bulunmaması sebebiyle dil ve öğrencilerin öğrenilmesi
gereken temel bilgileri almadan buralara gelmeleri idi.
III. Selim devrinde yayınlanan bir fermanla l806'da bir Tıbhanel20
inşa edildi. Burada sadece donanma için değil, bütün memleket için
hekim yetiştirilmesi padişah buyruğuydu. Tıp alanında II. Mahmud devrinde
daha büyük adımlar atıldı. l827'de ikinci kez Tıphane, Tıphane-i
Amire ve Cerrahhane-i Ma'mureııı adıyla açıldı. Bu mektep, ordunun
hekim ihtiyacını karşılamak üzere yüksek bir askeri mektep statüsünde
kurulmuş bir müessesedir.
Askeri amaçla açılandiğer iki çağdaş öğretim kurumu; Muzika-i Hümayun
ve Mekteb-i Harbiye1ııdir. 1831'de kurulan Müzika-i Hümayun,
saray ve ordu bandolarına musiki bilir eleman yetiştirecekti. l834'te açılan
Harbiye mektebi ise, Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktanıı3 sonra yeni teşkil
edilen ordunun subay ihtiyacını karşılayacaktı.
120. Adıvar, Osmanlı Türklerinde ilim, s. 191 vd; Ergin, c.1-I1, s. 335 vd; Ali İhsan Gencer,
"İsıanbul Tersanesinde Açılan İlk Tıp Mektebi", Tarih Dergisi, c. XXXI (Mart
1977), s. 302 vd. .
121. Ahmed Lütfi, Tarih-i Lütfi, İstanbul 1290, c. I, s. 282; Rıza Tahsin, Mirat-I Mekteb-i
Tıbbiye,
İstanbul 1328, s. 12-18 vd; Kansu, c.1, s. 55; Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma,

s. 164; Ergin, c.1-II, s. 334-353; Gençer, .s. 308 vd. Aynca bkz. Osman Şevki
Uludağ, "Tanzimat ve Hekimlik", Tanzimat I, Istanbul 1940, s. 968, 971; Karaı, Osmanlı
Tarihi,
c. V. s. 164 vd; Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 165; Szyliowicz,
s. 135; Lcwis, s. 85. 1839'da kapanan bu mektebin yerine "Mekteb-i Tıbbiyye-i Adlii
Şahane"
aynı tarihte açılmıştır. Bu konuda bkz. IV, Nr. 1806 Rebiülevvel 1255;
Tahsin, s. 16; Uludağ, s. 968; Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma,s. 164; Szyliowicz,
s. 135; Esin Kahya, "Tanzimatta Eski ve Yeni Tıp", 150. Yılında Tanzimat, Ankara
1992,s.294.
122. Ahmed Lütfi, c. IV, s. 168; Mehmed Esad, Mira!-ı Mekteb-; Harbiye, İstanbul 1310,
s. 14 vd, 26, 45 vd; Kansu, c.I., s. 55; Berkes, Türkiye 'de Çağdaşlaşma, s. 17J;
Szyliowicz, s. 135; Ergin, c.I-II, s. 369 vd, s. 354 vd; Lcwis s. 85.
123. Yeniçeri Ocağı'nın kaldınlmasıyla ilgili bkz. Kansu, c. I, s. 53 vd; Lewis, s. 79.
428 RECAİ DOGAN
i826'da II. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından
sora bir taraftan yeni ordu teşkilatı yapılırken, diğer taraftan eğitim sahasında
da bazı kurumlar ve mektepler tesis edildi. Yukarıda zikredilen askeri
mekteplerin yanında II. Mahmud zamanında ilk defa mülki alanında
da 1838'de Mekteb-i Maarif-i Adliyyel24 tesis edilmiş ve ilk tahsilin de
ıslah edilerek umumileştirilmesil2s düşünülmüştür.
Osmanlı devleti yönetimini bir hukuk devleti olarak Batı ülkelerindeki
örneklerine göre bir düzene koymayı düşünen II. Mahmud, 1834'de
Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyye126'yi ve buna paralelolarak da Bab-ı
Ali'de Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali127'yi tesis etti. 1826'da sıbyan mekteplerini
teşkilatlandırınak üzere Evkaf-ı Hümayun Nezaretil28, 1838'de ise memleketteki
zirai ve sanayi kurumları düşünecek olan Meclis-i Umar-ı Nafia129
kuruldu.
Görüldüğü üzere, Osmanlı devlet adamları, XVIII. yüzyılın başlarından
itibaren Avrupa devletlerinin üstünlüğünü yalnız askeri sahada görmüş,
ve mesafeyi kapatmak için, askeri müesseseleri Batı ilim, teknik ve
eğitim tarzına göre ıslah etmeyi yeterli bulmuşlardır. Mülki ve idari alanlardaki
ıslahat ise ancak Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra mümkün
olmuştur. Batı örneğine göre açılan eğitim kurumlarını niçin askeri
mektepIerin oluşturduğu ve buralarda din eğitim-öğretiminin aldığı yeni
şekil aşağıda izah edilmeye çalışılmıştır.
b) Eğitimde ilk Yenileşme Hareketleri Döneminde Din Eğitimi

XVII. ve XVIII. yüzyılda !vIüslüman tebaanın, Sıbyan Mektepleri ve
Darü'l Huffazlar'dan oluşan Ilköğretim sistemi, medreseler ve Enderun'dan
oluşan aTta ve yüksek öğretim kurumları ile diğer askeri ve kalemiyye
mektepleri, bazı bozulmalarla da olsa, mevcut durumlarını muhafaza
ediyorlardı. Eğitimde ilk yenileşme hareketleri dönemindeki yeni
gereksinmeleri ve ihtiyaçları, bu sisteme ve bu sistemin ilim anlayışına
farklı bir değişiklik getirmek istemesinin yanında şartlar buna meydan
vermeyince bu, sistemin yanında yeni eklentiler yapılarak karşılanmıştır.
Sistemin iki ihtiyacı vardı. XVIII. yüzyılın başından itibaren bir taraftan
kalemiyyeye duyulan ihtiyaç artmıştır. Diğer taraftan ise, harplerde devamlı
yenilgiler alan ordunun yeni araç-gereç ile donatılması ve bunun
devamını sağlayacak bilgili subayların yetiştirilmesi için askeri mekteple-
124. Cevad, s.25-27; Kansu, c.I, s. 55, 60 vd; Ergin, c. I-Il, s. 394 vd.
125. Kansu, c.J, s. 55:
126. IV,
Nr. 163,11 Muharrem 1254. Ayrıca bkz. Ali Akyıldız, Tanzimat Dönemi Osmanlı
Merkez Teşkilatında Reform,
İstanbul 1993, s. 189-197.,
127. IV,
Nr. 163, 11 Muharrem 1254. Ayrıca bkz. Akyıldız, s. 218-222.
128. Unat, s. 2. Geniş bilgi için bkz. Akyıldız, s. 146-166.
129. IV,
Nr. 167, 14 Rebiillevvel 1254. Ayrıca bkz. Cevad, s. 17; Unat, s. 2; Akyıldız, s.
258-260.
OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 429 .
rin açılmasıydı. Yani bir tarafta din eğitim-öğretiminin öğretimin bütününü
oluşturduğu kurumlar, diğer tarafta ise mederese örneğinin artık terkedildiği
ve fen bilimlerine ağırlık veren öğretim kurumları vardır. İkincisinde
din eğitiminin yeri birincisine göre farklıdır. Ancak Batı ile ilk:
temaslarla beraber geleneksel eğitim kurumları kendi hallerine bırakılmamış,
buralarda da aşağıda izah edildiği üzere ilmiyye sınıfının durumu itibariyle
veya diğer sebeplerden dolayı istenilen neticeler elde edilememesine
rağmen, ıslahat yapılmaya çalışılmıştır.
XVIII. yüzyılda sıbyan mekteplerinde çok köklü değişmelere gidilememiştir.
Bu dönemde en önemli gelişmelerden birisi, ı. Abdulhamid'in
1781'de yaptırmış olduğu mektebin vaktiyesinden anlaşıldığına göre, bu
mektebin programına o devirde hissedilen bir ihtiyacın neticesi olarak
Arapça ve Farsça'nın konulmuş olmasıdırl30•
Sıbyan mektepleri ile ilgili ikinci önemli gelişme ise II. Mahmud'un
1824 tarihli fermanıdırnı. Ancak etraflıca tetkik edildiğinde, sadece İstanbul'a
munhasır olan ve ilköğretimin mecburileştirilmesi yolunda atılmış
ilk adım olan bu fermanın, eğitim-öğretimin mali ve idari yönleri de dahiL.
olmak üzere bütün yönleri düşünülerek hazırlanmış bir proje olmadığı
dikkati çekmektedirl32• -
O zaman sıbyan mektebi öğrencisinin mevcut programı öğrenmesi
gerekli idi. Fakat sıbyan mekteplerinin öğretiminin daha yüksek kademelerine
öğrenci gönderdiği de göz önüne alınırsa, müfredatın yetersiz kaldığı
anlaşılabilir. Elbetteki kültürün önemli bir parçasını oluşturan ve hayatı
bütün yönleriyle etkileyen dinin öğretiminin programdan çıkarılması
söz konusu değildir. Ancak değişen hayat şartları karşısında çocuğun
daha farklı yetiştirilmesi de dikkat-i nazara alınması gerektiği düşünüldüğünde,
ilköğretimin yeni derslerle desteklenmesi gerekirdi. 1824 fermanında
ise ilköğretirnin mecburileştirilmesine doğru atılmış bir adımdan
başka hiç birşey yoktur. Halbuki bu tariWerde Avrupa'daki ilk mekteplerde
tarih, coğrafya, elişi ve beden terbiye si gibi dersler öğrencilere ana dilleriyle
okutuluyordu 133.
1824 fermanından sonra Rüşdiye Mekteplerinin kurulması kararı ile
neticelenen Meclis-i Umur-ı Nafia layıhasında134 ise, ilköğretim daha yüksek
bir seviyeye ulaşmıştır. Bu meclisin kuruluşuna kadar sıbyan mektep-

130. Ergin, c I-II, s. 86 vd.
131. Cevad,s.I-3.
132. '1824 tarihli fermanın çeşitli yorumlan için bkz. Kansu, c.
I, s. 5 vd; Berker, s. 3;
Unat, s. 38; Ergin, c. I-II, s. 394; Koçcr, s. 37; Bayram Kodaman,
Abdu/hamid Devri
Eğitim Sistemi.
Ankara 1991, s. 58. vd.
133. Kansu, c.I. s. 58.

134. IV, Nr. 176,21 Zi1kade 1254; Ahmed Lütfi,c. V,s. 128; Cevad,s.4,6, 17.
yolcu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2010, 16:45 #4
Administrator
 yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-10-06
Üye No: 3
Yaş: 53
Mesajlar: 34.736
Konular: 24518
Mesleği: İşletme - Muhasebe - Maliye ve Yöneticilik
Tecrübe Puanı: 100
Rep Puanı : 51478
Aldığı Teşekkür: 371
Ettiği Teşekkür: 88
Standart Cevap: Osmanlılarda Eğitim Öğretim

leri merkezi bir teşkilattan, ortak bir eğitimden, öğretim ve idare sisteminden mahrumdular. Bu mektepler, vakıfların geliriyle ve tesbit ettiği özel şartlara göre idare edilen, eğitim-öğretim işleri çoğunlukla gelenek ve göreneklere
göre işleyen, hocalarım ise medreselerde yetişmiş kişiler oluşturan yerlerdi. Meclis, sıbyan mekteplerinin devamı olarak düşünülen Rüşdiye mekteplerinin tesisine, öğretmenlerinin belli nitelikler taşımasına,
talebenin sınıflara ayrılmasına ve her sınıfta farklı dersler görmesine, fakirlere mahsus yatllı mektepler açılmasına, programlarına öncekinden farklı dersler konulmasına, devamın mecbur tutulmasına ve küçük mahalle
mekteplerine çocukların 4 veya 5 yaşlarında başlamalarına salık vermiştirm. Bu proje ile ilgili olarak Dar-ı Şuray-ı Bab-ı Ali ile Meclis-i Umur-ı Nafia arasında bir dizi yazışmalar
136 olmuş, ilk teklif edilen proje değişmiş olmasına rağmen ilk mekteplere bir çok yenilikler girmiştir. Ilk öğretim iki dereceli düşünülmüştür. Birinci devresi sırf din eğitimine tahsis
edilirken, sınıf- ı sani 137 denilen ikinci devresi hocalarında aranılan nitelikler, talebinin bilgi seviyesine göre sınıflara ayrılması öğretirnde anadile önem verilmesi ve öğrenimin derecelenmesine doğru gidilmesi açısından
ileride din eğitiminin alacağı şekil açısından önemlidir. Ayrıca Metatib-i Rüşdiye Nezareti 138 kurularak Şeyhülislamlığa bağlanmıştır. Mülki alanda açılan en önemli öğretim kurumu Tanzimat'ın ünlü mektebi Rüşdiyeler'in ilk örneği Mekteb-i Maarif-i AdliI39'dir. Il. Mahmud'un adli mahlasını taşıyan mektebe, ilk önce mekteb-i san i denmesine
karşın, padişahın istediği üzerine Rüşdiye adı verilmiştir. Devlet bürokrasisine memur yetiştirmek, mevcut memurların bilgi ve görgülerini arttırmak, sıbyan mekteplerine öğretmen temin etmek, yüksek öğretime öğrenci
hazırlamak vb. gibi bir çok görevler yüklenilmiş olan bu mektep, dersleri ve idaresi itibariyle Avrupa'ya yönelmiş ve sıbyan mekteplerine ana dili ile coğrafya gibi dünya bilgilerinin de girmesini sağlaması bakımından
önemlidir. i839'da açılan Mekteb-i Ulum-ı Ebediyel4<l ise birincisinin şubesinden başka bir şey değildir. Bu iki mektebe itibar edilmiş, masrafları devlet tarafından karşılanmış, öğretim kadrosunun eksik olmamasına
dikkat edilmiştir. 135. Layıha ve çeşitli yorumlan için bkz. IV, Nr. 17621 Zilkade 1254; Cevad, s. 6 vd;
Kansu, c.I, s. 62-64; Berker, s. 9-11; Berkes,Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 161; Kodaman,s. 59-60.
136. Dar-ı Şuray-ı Bab-ı Ali, Meclis-i Ahkam-! Adliye ile Meclis-i Umur-ı Natia arasındaki
yazışmalar için bkz. Cevad, s. 10-22.137. A.g.e., s. 9.138. IV, Nr. 176,21 Zilkade 1254; Ahmet Lütfi, e.v, s. 137; Cevad, s. 19-20,23,35;Kansu; c.I, s. 63-65, 89-90; Berker, s. 11; Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 161,

Kodaman, s. 6vd. 139. İhsan Sungu, "Mekteb-İ Maarif-İ Adli'nin Tesisi", Tarih Vesikaları (1941), s. 212-
225. Ayrıca bkz. Engelhard, Türkiye, ve Tanzimat: Devlet-i Osmanl'nin Tarih-i lslahaıı,
çev: Ali Reşat, İstanbul 1328, s. 74; Cevad, s. 25; Kansu, c.I, s. 64; Berker, s.
11; Karaı, Osmanlı Tarihi, e.Vl, s. 172, e. V, s. 163, Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma,
s. 161; Ergin, c. I-II, s. 394-400; Koçer, s. 43 vd.
140. IV, Nr. 191, 1255. Aynca bkz. Kansu, c.1, s. 66; Karaı, Osmanlı Tarihi, c.VI, s. 172,


c. V, s. 163; Ergin, c.I-II, s. 400-406. OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 431
Medreselerde bozulmanm -ne zaman başladığından ve buna karşı
bazı önlemlerin alınması ile ilgili ıslahat ve bu ıslahatın nasıl olması gerektiği
ile ilgili risale ve layıhalardan yukarıda söz edilmişti141
Batı ile temasıarın başladığı yıllardan itibaren yine medreselerle ilgili ıslahat teşebbüsleri devam etmiştir. Çünkü o devirde Osmanlı devlet adamlarını endişeye düşüren iki mesele vardı; birincisi, ordunun yeni talim ve inzibatla
yetişmiş Avrupa ordularına karşı koyabilecek hale getirilmesi, ikincisi ise bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin en önemli kuvvet kaynaklarından birisini teşkil eden ancak artık fonksiyonunu İcra edemeyen Yeniçeri
Ocağı ile medresenin düştüğü bataktan kurtarılmasından ibaretti 142. xvııı. yüzyılın başlarında medreselerin ıslahı ile ilgili ilk teşebbüs ııı. Ahmed tarafından yapılmış ise de başarı sağlanamamıştırl43
Medreselerin ıslahı ile ilgili daha ciddi bir teşebbüs i. Mahmud devrindeolmuştur. Padişah'ın l750'de Şeyhülislam Murteza Efendi'ye gönderdiği bir hatt-ı hümayunda, medrese ıslahatı ile ilgili olarak iltimasın, şefaatın ehil olanlar ile ehliyetsiz olanları birbirinden ayırmadığı, kaide ve nizamın bozulmasının yüce dinimizce caiz olmadığı, artık dikkat edilerek ehil olmayanlara ve hak kazanmayanlara medrese ve mülazametin verilmemesine
yer verilirken, ne ders ne de öğretim süresi gibi esas hususlara hiç değinilmemiş, fakat eski kanun ve tüzüklerin uygulanması istenmiştirl44
III. selim zamanında da müteaddit defalar çıkarılmış olan kanunnnameler ve fermanlarda (1789, 1893, 1895, 1898) müderris ve memurların imtihan edildikten sonra başarılı olanlarına ruas verilmesi, bundan sonra rica ve şefkat ile asla rufiş verilmemesi istenmektedirl45
Görüldüğü gibi bu ıslahat hareketlerinde de temel meselelere değinen hiç bir taraf yoktur. Yüksek eğitimin diğer kanadını oluşturan Enderun ise yeni, modem askeri mekteplerin açılışıyla beraber eski önemini kaybetmiş, kendisini
yenilemek istemesine rağmen, başarılı olamamıştır. 1908'e 'kadar ufak tefek değişikliklerle eski haliyle devam etmiştir.
Yeni açılan askeri mekteplerin programlarında ise diq eğitimöğretimi ise söyleydi. Teknik ihtiyaçlar sebebiyle Batı'dan örnek alınarak açılan askeri yüksek mekteplerin programlarında Mekteb-i Ulum-ı Harbiye ve Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Ma'mure ile Müzika-i Hümayan Mektebi'nin kuruluşlarındaki programları hariç -ki Harbiyye'ninl46 prog-
141. Bu konuda bkz. Koçi Bey, s. 24,31; Balıacı, XV-XVI. Asır/arda Osmanlı Medrese/eri, s. 61-71.
142. Kansu, c.I, s. 48. 143. Uzunçarşılı, Osmanlı. ... s. 254. 144. Aynı yer. .
145. A.g.e., s. 256-260. Aynca bkz. Atay, s. 183 vd. 146. Program için bkz. Rıza Tahsin, s. 7-9. 432 RECAİDOGAN
ramı ancak 1847'lerde uygulanabilmiştir ve bu mektepIerin ihzari kısımlarında din dersleri yer alıyordu- bu mekteplerin kuruluşları sırasında okutulması kararlaştırılan ders cetvellerinde din dersi diye diğer derslerin yanı sıra bir branş dersi yoktur. Bu askeri mektepler yüksek mektep adı ile açılmış müesseselerdi. Bu tür yüksek bir mektepde okutulan dersleri
takip edebilecek talebelerin bu kurumların açılışı sırasındaki orta öğretim kurumlarını bitirmiş olmalarının yanında, burada okutulan kitapların çoğunun Fransızca olması sebebiyle bu dili de bilmeleri gerekiyordu. Halbuki
bu mektepiere alınan öğrenciler başlangıçta hiç okuma ve yazması olmayan küçük öğrencilerdi. Bu sebeple bu mekteplerde iki problemle karşı karşıya gelindi. Birisi dil, diğeri ise çocukların o zaman öğrenmesi
gereken din bilgilerini almalarıydı. Bunların temini için daha sonraları bu mekteplerin hazırlık sınıfını veya beşinci sınıfını oluşturan kısımlar açılmıştırl47
Tanzimat arafesinde ağırlıklı olarak programlarında din öğretimi yapılankurumlar, sıbyan mektepleriyle medrese ve dereceleri, Batı'lı usulleregöre açılan askeri ve teknik ihtisas mektepIerinin hazırlık sınıfları ile
genel eğitimde RüşdiyeIer, Mekteb-i Maarif-i Adli ve Mekteb-i Ulum-ıEdebiye'de bir branş ders i olarak din dersine yer veriliyordu.
c) Eğitimde ilk Yenileşme Hareketleri Dönemi Üzerine Bir TahiiiOsmanlı Devleti Avrupa'da ortaya çıkmaya başlayan güçlü yeni devletlerlemücadelesinde artık topraklar alarak değil, fakat ülkeler bırakarakgerilerneye başlayınca, eskiden önemsemediğj Batı 'ya farklı bakmaya başladı. 1683'deki Ikinci Viyana kuşatmasıyla Batı'nın hiç olmazsa askeri sahadaki üstünlüğü kabul gördü. Osmanlı Devleti devamlı galip geldiği Batı karşısındaki hezimetini Avrupa subay ve askerlerinin iyi yetişmiş olmalarına,kendilerinin ise bu alanda geri kalmalarına bağlamıştı. XVIII. yüzyılda çeşitli vesilelerle topraklarına gelen yabancı uzmanlar, gönderilen elçiler daima öncelikle kurtuluş.un askeri ıslahat ile olacağından söz ediyor ve bu hususda neler yapılması gerektiğine dair tavsiyelerde bulunuyorlardı.
Padişahların bizzat kendileri de gittikleri savaşlarda Batı'nın bu konudaki üstünlüğünü görüyorlardı 148.
III. Ahmed devrinde İbrahim Müteferrika Batı' daki askeri usullerden
söz etmiş olmasına rağmen, ilk askeri ıslahat i. Mahmud devrinde başlamıştır. Bu devirdeki askeri ıslahatın iki özelliği vardır. Birincisi Yeniçeri Ocağı haricinde yeni bir teşkilat kurmak şeklinde tasarlanmayıp, bu ocak
içerisinde bazı ıslahat yapmak suretiyle olması; ikincisi yapılan ıslahat 147. Bu konularda bkz. Kansu,c.l, s. 51;.szyliowicz, s. 134; Ergin,c.l-II, s. 316 vd. 148. Kansu, c.l, s. 38, 41,48-49; Karaı, Tanzimat I, s. 19,21; Lewis, s. 48; Koçer, s. 23;
Kuran, s. 4 vd.

devletin teşebbüsü ve planlamış olduğu bir proje neticesinde değil tesadüf
mahsulü 0lmasıdır149
Fakat i. Mahmud ile başlayan askeri ıslahat sonraki
dönemlerde daha esaslı bir şekilde devam etmiştir. Artık hemen hemen
herkes, her şeyden önce yenilgilerin önüne geçilebilmesi için, ordunun
yeni bir nizama sokulması, askeri ıslahatın daha ciddi yapılması ve yeni
tekniklerle donanmış, fen tahsili görmüş subay yetiştirilebilmesi gibi pratik
ihtiyaca cevap verecek uygulamaların gerçekleştirilmesi gerektiğinin
farkındaydı. Bu sebeple, III. Ahmed devrinde başlayan askeri ıslahat
1773'de teknik donanımlı subay yetiştinnek üzere mühendishanelerin
açılmaya başlaması ile sonuçlanır.
m. Selim dönemi ise öncekilerinden farklıdır. çünkü, bu padişah
daha şehzadeliği sırasında Yeniçeri Ocağı 'nın ıslah edilemiyeceğine dair
önemli tecrübe ve bilgiler elde etmişti 150. Ancak devlet ricalinin de görüşlerini
almak üzere layihalar yazmalarını istedi 151. Yazılan layihalar Osmanlı
ordusunun ıslahının gerektiği konusunda ortak bir kanaate varmış
olmasına rağmen, iki kısımda toplanıyordu. Birincisi, Osmanlı Devleti'nin
askeri, siyasi, idari ve hukuki açıdan en yüksek seviyeye çıkmasını
temin etmiş olan Kanunı Sultan Süleyman'ın kanunlarına dönmek; ikincisi
ise Batı'lıların harp fenni kitaplarının tercüme edilmesi ve uzmanlar getirtilerek
askerlerimizin talim ettirilmesidir. Padişah ikinci yolu tercih etmiştir.
Bu sebeple onun zamanında Yeniçeri 'nin ıslahı değil, yeni bir
ordunun tesisi çabaları vardır. '
II. Mahmud dönemindeki çağdaşlaşma çizgisini ise iki devrede incelemek
mümkündür. Padişah, selefinin başına gelenlerden çok iyi ders almıştı.
Yeniçeri Ocağı kaldırılmadıkça köklü değişiklikleri girişilemiyeceğinin
farkındaydıls2• Bu sebeple Yeniçeri ocağını kaldırdı ve yerine
Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'yi kurduls3• 1826'daki bu alaydan
sonra askeri ıslahat yanında mülki alanda da ıslahat yapmak mümkün olmuştu.
Ayrıntılara girilmeksizin yapılan bu genel sınıflandırma, bu dönemlerde
eğitimdeki çağdaşlaşmanın seyrini ortaya koyması açısından önemlidir.
çünkü devrin ileri gelen devlet adamlarının Batı'ya bakış tarzları
ayın zamanda çağdaşlaşmanın şekil ve istikametini dolayısıyla din eğitiminin
aldığı yeni biçimi de ortaya koyacaktır.
Bu dönemde, Osmanlı ilim dünyasında, bir tarafta medrese eski geleneğine
göre eğitim-öğretime devam ederken, diğer taraftan modern fen
149. Karaı, Tanzimat I, s. 20. Krş. Kansu, c.I, s. 4S.
150. Karaı, a.g.m., s. 25; Koçer, s. 26 vd.
151. Enver Ziya Karaı, Selim lII'ün Ha/t-I Hümayunları; Nizam,1 Cedit, Ankara 1946, s.
34 vd; Aynca bkz. Herkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. SI vd; Lcwis s. 59 vd.
152. Karaı, Tanzimat, I, s. 27 vd. Krş. Herkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 129 vd.
153. Karaı, Osmanlı Tarihi, c. V, s. 154; Lcwis, s. SO.
434 RECAİDOGAN
154.
156.
157.
eğitimi veren mühendishaneler vardır. Batı örneğine göre açılan yeni
mekteplerde birkaç yabancı uzman ve mühendis dışında çoğunlukla medrese
mensubu hocaların ders verdiği bilinmektedir. Medrese mensubu hocalar
genellikle teorik dersleri vermişler, uygulamaları ise yabancı uzmanlar
yaptınnışlardırls4• Mühendishane-i Berri-i Hümayun'un
kütüphanesindel55 bulunan kitap ve mühendislik aletlerinin bir kısmı klasik
Islam kültürüne ait, bir kısmı da Avrupa kaynaklı eser ve aletlerdir.
- Bazı dersler İslam kaynaklarına dayanılarak okutulan kitaplar iken, bazı-'
ları Batı kaynaklarına dayanılarak okutulan Osmanlıca kitaplardır. Kullanılan
kaynaklar Arapça ve Osmanlıca olup, aralarında Avrupa dillerinde
eserler de vardır. Yine önemli olan bir diğer nokta ise bu kitapların mühendishaneye
Enderun ve Hazine-i Hümayun'dan verilmiş olmasıdır. Bu
suretle devlet tarafından kurulan bu yeni mekteplere, ulemanın da ders
vererek yardımcı olduğu ve bu hareketi desteklediği görülmektedir156

Yukarıda verilen bilgiler ışığında en azından 1826 yılına kadarki
çağdaşlaşmanın şekli ile ilgili şöyle bir açıklama yapılabilir. III. Selim
döneminde bilime karşı ilginin Doğu'dan Batı'ya yöneldiği doğrudur.
Fakat bu yönelişteki esas amacın da askeri olduğu dönemin eserlerinin dibacelerinde
görülmektedirl57• Yenilgiler nedeniyle askeri eğitimöğretirnde
ıslahata gidilmesine ilmiyye sınıfının da inanması sebebiyle
yeni tesis edilen mekteplerle medreseler arasında önemli farklılıklar olduğu
gibi benzerlikler de vardır.
Mühendishaneler devlet bütçesine dayanırken, medreseler vakıf müesseselerine
bağlı idiler. Mühendishanelerde öğrenciler sınıflara ayrılıyor
ve sınıf geçmeleriyle ilgili eğitim sistemi organizasyonu, okutulan ders
kitapları ile eğitim programları ve buna bağlı olarak eğitimkadroları
medreselerden farklı idi. Medrese eğitim sisteminde, okunan derslerde
gösterilen başarı ya göre hocalardan icazetname alma usulü vardı. Yeni
açılan mühendishanelerde ise, belirgin bir şekilde eğitim sınıf usulüne
göre yapılıyor ve mezun olmak da bu sınıflara geçmeye bağlanrruştı. Osİsmail
Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti'nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara
1984, s. 500-530. Ayrıca bkz. Kansu, c.I, s. 52; Ergin, c. I-II, s. 316 vd; E1aneleddin
İhsanoğlu, "19. A-srın Başlannda-Tanzimat Öncesi- Kültür ve Eğitim Hayatı ve Beşiktaş
Cemiyet-i Ilmiyesi Olarak Bilinen Ulema Grubunun Buradaki Yeri", Osmanlı
Ilmi ve Mesleki Cemiyetleri, İstanbul 1987, s. 66; İhsanoğlu, 150 Yılında Tanzimat,
s. 348 vd.
155. Muhendishanelerin kütüphaneleri ile ilgili bkz. Mehmed Esad, Mirat-ı Mühendishane-
i.Berri-i Hümayun, s. 27 vd, 98vd. Ayrıca geniş bilgi için bkz. Özer Soysal, çağdaş
Eğitim ve Türkiye 'de Okul Kütüphanesi, Ankara 1969, s. 13-32.
ıhsanoğlu, 150. Yılında Tanzimat, s. 352.
Bu konuda bkz. Başhoca İshak Efendi, Mecmua-ı Ulum-ı Riyaziye, c. I, Matbaa-i
Amire, Istanbul 1247; Hüseyin Rıfkı Tamani, .usuri Hendese, Mekteb-i Bahriye-i
Şahane Matbaası, Istanbul 1269. Ayrıca bkz. ıhsanoğlu, 150. Yılında Tanzimat, s.
353.
OSMANLI EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 435
manlı devletinde kurulan Batı tarLı eğitim müesseseleri olarak kabul edilen
mehündishaneler, her ne kadar bu tarzın ilk örnekleri olsalar bile, buralarda
takip edilen sınıflandırma daha çok Osmanlı bürokrasisinde kullanılan
mülazım, şakird, halife ve hace ayrımına benzemektedir. Ayrıca, bir
alt sınıftan bir üst sınıfa geçme silsileye tabi ve bir üst sınıf ta yer boşalmasıyla
mümkün olup, tamamen klasik Osmanlı hiyerarşisine uygun olarak
tesbit edilmiştir. Bu sebeple mühendishaneler Osmanlı-Batı tarzının
ilk örneklerinden birisini temsil etmektedirler'58•
III. Selim'in Batı yönündeki tercihi ile, yukarıdaki sentez bir tezat
teşkil ediyor gibi gözükebilir. Ancak yapılmaya çalışılan ıslahat doğrudan
doğruya padişahın yetkisi ve denetimi altında olan ve zaten ulemanın da
düşünce ve anlayışına ters düşmeyen askeri alan için geçerlidir. III.
Selim'in Bab-ı Ali'ye yazdığı şu hatt-ı hümayun padişahın devlet ricali
arasındaki konumunun ne olabileceğini aşağı yukarı göstermektedir.
" ... Devletin irat ve masrafı ve zait sefaheti cümlenizin malumudur. Eğer
bana şimdilik kuru et rneğe kani ol deseniz ben razıyım. Eğer birine taarruz
eylesem pederi dahi bÖyle idi deyu lisan uzatacaksınız. Bana beyan
edin Allahaşkına devlet elden gidiyor, sonra faide vermez, ben bildiğimi
size ifade ettim. Siz de devlette hissementsiniz"159. Demek ki, o dönemde
padişah tek başına tepeden inmeci bir tarzda ıslahat yapmaya elverişli bir
konumda değildir.
Yine devrin ilim anlayışında da Batı'dan alınması gerekenlerin nitelikleri
konusunda da bir birlik olduğu devrin ileri gelen ilim ve fikir
adamlarının eserlerinde görülmektedir. III. Selim dönemi bilim adamlarından
Seyyid Mustafa Efendi, bu dönemin bilim anlayışını ve aynı zamanda
da çağdaşlaşmanın ne şekilde olacağına ve olduğuna işaret eden
bir belge bırakmıştır. Mustafa Efendi, zamanla teknik imkanların sürekli
gelişmesi ile insanların ve milletlerin bu alanda ilerleme kaydettiğinin,
değiştiğinin, temel kurumlar ve devletlerin sonsuz değişmelere uğradıklarının
idraki içerisinde bulunmakta, Avrupa'nın bilim ve teknikteki üstünlüğünü
kabul etmekle beraber, tarih içerisinde bilimin değişik milletler
arasında yaptığı gidiş gelişlerden bahsetmekte ve "Sanki bilimler, sıra ile
bazı merkezleri seçmektedir" demektedir. O, Avrupa'ya muhtaç olmanın
sıkıntısını duymakla beraber kendi benliğin i de korumaya çalışmaktadır.
Ayrıca Avrupa'nın daha önceleri bilimi başka milletlerden aktardığına
işaret etmekte ve müslümanların Orta Çağ'da Avrupalılardan daha ileri
olduğunu hatırlatmaktadır'60•
,
158. İhsanoğlu, 150. Yılında Tanzimat, s. 350.
159. Karaı, Tanzimat, i, s. 18.
160. ~eyyid Mustafa,. İstanbul'da Asker/ik Sanatı, Yetene~/erin ve Bi/im/erin Durumu
Uzerine Risa/e,Usküdar 1803, s. 126, Eserin 1986'da ıstanbul'da yapılan tıpkı basımında
bkz. Kemal Beydilli, "İlk Mühendislcrimizden Seyyid Mustafa ve Nizam-ı
eedide Dair Risalesi", s. 17,68; Hüsrev Hatemi, "18. Yüzyıl Sonunda Bir Türk Düşünürü
Seyyid Mustafa", s. 9-16.
436 RECAİDOGAN
Bir başka bilim ve tikir adamı olan Kethüdazade Mehmed Arif Efendi
de, Seyyid Mustafa Efendi gibi Avrupa 'nın bilim ve teknolojideki ilerlemelerini
takdir ederken, bu bilimin alınması aneak bu hususta dikkatli
olunmasını salık verir. O, bu endişesini dile getirmek için "bizim muradımız
evlad ve ahfadımıza sanayi kabilinden elsine-i eenebiyyeyi öğretmektir.
Yoksa ayin-i nasraniyeyi öğretmek değildir. Buna lüzum yoktur.
Zira hiç bir millet yoktur ki kendi ilm-i halini okutturmadan elsine-i ecnebiyeyi
okutsun. Çünkü okutulursa o çocuklar kendi milletinden çıkar o
okudukları lisanın kavminden olurlar." demektedir. Bu dönemde doğudan
Batı'ya bir yöneliş vardır, fakat bu, klasik ve modem eğitimi bir arada yürütme
zihniyeti şeklindedir161

Mühendishaneler açıldığı zaman bu kurumlar, diğerlerinden bağımsız
olarak tesis edilmişlerdi. Yani mühendishaneler kendilerine kaynaklık
edecek olan ilk ve orta öğretim kurumlarından yoksundular. Buna rağmen,
mühendishanelerde yeni silah tekniğini ve onun dayandığı bilgileri
öğrenmek zarureti, her şeyden önce, sort dönemlerde medresede ortaya
çıkan bozulmaların bir sonucu olarak artık yegane bir öğretim metodu haline
gelen "anlaşılmayan metinlerin ezberlenmesi" geleneğini yıkınıştır.
Yeni teknik, yeni öğretim elemanlarını da birlikte getirmiştir. Bu sebeple
ya Avrupa'dan gelmiş olan ya da Avrupa dillerini iyi bilen kimseler bu
mekteplerin öğretim kadrosunda yer almıştır. Ordudan seçilen subaylar
vasıtasıyla ezbereilikten uzak, işe ve pratiğe dayanan eğitim geleneği askeri
mekteplere girmiştir.
Mühendishaneler her ne kadar Osmanlı-Batı sentezini oluşturan ve
Batı tarzındaki öğretim müesseselerinin ilk nüvelerini teşkil etseler de,
1559'da tamamlanan Süleymaniye medreseleri bünyesinde, ordunun ihtiyaçlarını
göz önünde bulundurularak kurulan Tıp medresesiyle, riyazi
ilimIerin okutulduğu medrese örneğinin artık terk edilmesine ve fen bilimlerine
ağırlık veren öğretim kurumlarının medrese dışında müstakil
olarak oluşturulmasına sebep olmuştur.
II. Mahmud değişikliğin. tepeden inmeci162 olması gerektiğine III.
Selim'in başına gelenlerden de ders alaı:ak karar verıniş durumda gibidir.
Ancak ilmiyye ve Yeniçeri teşkilatlarının gücünün de farkındadır. Bu sebeple
saltanatının ilk yıllarında İlmiyye sınıfı ile iyi ilişkiler içerisine girmiş
ve onları yanına alarak Yeniçeri Oeağı'nı ortadan kaldırınıştır.
1826'daki bu olaydan sonra onun tamamen mecburi değişmelere gittiği
görülür.
161. İhsanOğlu, Osmanlı İlmi ve Mesleki Cemiyetleri, s. 65; Aynı yazar, 150. Yılında
Tanzimat, s. 353-354.
162. Lale Devri'nden Il. Mahmud dönemine k~darki kültür değişmCleriyle ilgili olarak
bkz. Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, Istanbul 1994, s. 125-152.
OSMANLı EGİTİM KURUMLARı VE EGİTİMDE İLK YENİLEŞME... 437
ll. Mahmud'un 1824 tarihli fermanından yukarıda bahsedilmişti. Bu
fermanda ilk öğretirnin mecburiliğine doğru gidilirken, temel endişenin
de dini olduğu açıkça görülüyor. Bu ferman iki yönden önem taşımaktadır:
Birincisi, dünyevi hiç bir kaygı söz konusu olmayıp tamamen dini bir
amaç güdülmesi; ikincisi ise, halkın çocuklarını mekteplere yollamak is-
~ememesi. Birinci maddenin zihniyeti itibariyle taşıdığı mahzur-zira
Islam dini .hem dünya hem de ahiret hayatına önem verdiğinden bu tek taraflı
yaklaşım esasen bu dinin özüne de aykırıydı- aşağıda görüleceği
üze~e bir çok detayıyla beraber 1838 tarihli düzenlernede de ele alınmıştır.
Ikinci maddede işaretedilen vakıanın esas nedeni, halkın pratik beklentileri
ve mekteplerde okuyan çocukların pek az bir kısmının devlet dairelerinde
iş bulabilmeleri keyfiyeti olabilir. Fermanın sırf dini bir
muhteva ile yüklü olması ile ilgili siyasi sebeplere ise yukarıda değinilmişti.
1830 senesinde Avrupa'ya 150 öğrenci gönderen ll. Mahmud, bu
hareketiyle ileride yapacağı reformlara hazırlık niteliğinde olan temel eğitim
kurumlarını öncelikle bu şekilde dini bir tabana oturtmakla kendisine
gelebilecek tepkileri azaltmayı düşünmüş olabilir.
Tanzimat'ın ilanının hemen arafesinde konu Meclis-i Umur-ı
Nafia'ca tekrar ele alınmıştır. Ancak, bu kez eğitimden beklentilerin çok
daha esaslı bir şekilde tesbit edildiği gözleniyor. Çünkü meclis tarafından
kaleme alınan layihada ilim sayesinde ele edilen dünyevi ve uhrevi kazançlar
sıralandıktan sonra, üretim ve ilerleme ile teknoloji yani teorinin
ilişkilerine dikkat çekiliyor. Şöyle ki, verilen örnekte ameli bilginin icra
edilen sanatta ilerlemeyi sağlayamıyacağı, gerçek ilerlemenin ancak ilim
ile olabileceği zikredildikten sonra, önceki asırlarda ilirnde ulaştığı mertebeye
temas edilerek, Osmanlı Devleti'nde, bir müddetten beri ilmin metruk
hükmüne girmiş hale gelmiş olduğu belirtiliyor. Hendesehane ve Tıp,
Harbiye, Bahriye mekteplerine alınan öğrencilerin temelde iyi bir eğitimden
geçmeden ve Türkçe kitap okuyacak bir seviyeye gelmeden kendile-
.rini birdenbire biı mekteplerde Arapça, Farsça ve Fransızca karşısında bulunca
bocaladıklarından ve pek başarılı olamadıklarından bahisle bu
menfi durumun, bir türlü düzen altına alınamayan sıbyan mekteplerinin
yeniden ele alınıp düzenlenmesiyle ortadan kaldırılacağı zikrediliyordu.
Maarifin düzenlenmesi ve modem eğitim kurumlarının kurulmasına yönelik
bu ciddi teşebbüs, başarılı olamadı. Çünkü sıbyan, rüşdiye ve yüksek
olmak üzere üç aşamalı olarak düzenlenmesi düşünülen eğitim müesseseleri
arasındaki organizasyonu sağlamak ve programlar geliştirmek
üzere tesis edilen Mekatib-i Rüşdiye Nezareti, Mekteb-i Maarif-i Adli ve
Ebdiyye 'ye nezaret etmenin dışında bir varlık gösteremedi 163.
163. n. Mahmud'un 1824 tarihli fermanını ve 1838 ıarihli Meclis-i Umur-ı Nafja layihasının
çeşitli yorumları için bkz. Kansu, c.I, s. 55 vd, 62 vd; Unat, s. 38; Bcrkes, Türkiye'de
Çağdaş/aşma, s. 161 vd; Koçer, s. 35,45; Kodaman, s. 5, 58vd; Akyı1dız, s.
223 vd.
438 RECAİ DOGAN
Yeni düzenlemedeki bu görüşlerin, modem maarif anlayışı ile hazırlanmış
olduğu söylenilmişti. Çünkü raporu hazırlayanlar, Avrupa'daki
gelişmelerin maarife dayalı olduğunun farkında idiler. Bu kimseler, maarif
ıslahatını eğitim-öğretimi n sırf dini değil aynı zamanda dünyevi olmasında
da görmektedirler. İlk defa olarak devlet, medresenin yanında eğitimden
hak istemeye başlamıştır. Bu tutum devletin çağdaşlaşma anlayışı
ve esaslarına uygun bir harekettir. Eğitimi de bunun bir vasıtası olarak
görüyor.
Sonuç olarak, bu dönemde fikri yönden bilim anlayışında önemli bir
gelişme gözlenir. Bu, din ve dünyaya ait bilimlerin aynı felsefi anlayış
içerisinde birleştiği görüşünden ayrılarak; fen bilimlerini din bilimlerinden
ayıran ve onların sahalarının birbirinden farklı olduğunu savunan görüştür.
Tanzimat öncesi dönemde ve özellikle daha sonra görüleceği
üzere Tanzimat'ta, devlet ricalinin tercihi, yeni tip eğitim-öğretime meyletmiş
Bunun bir sonucu olarak bu tür öğretim görenler daha imtiyazlı bir
statüye kavuşmuştur. Devlet, 1838 tarihli layihada din ve bilim eğitimini
bir arada ele almayı düşünmüş ve ikisinin de gerekli olduğunu belirtmiştir.
Fakat, acil ihtiyaç olarak gördüğü fen eğitimi için gerekli tedbirleri
öncelikle almaya gayret etmiştir. Osmanlı ilim ve Batı'dan gelen yeni
bilim arasındaki bu tercihte, fikri bir sentez veya diyalog kurma teşebbüsünün
bulunmaması neticesinde bu iki unsur birlikte ele alınacağı yerde,
aralarında denge kurulamamış ve farklı istikamette gelişmeye başlayan
bu ikilik, Tanzimat'tan sonra zıt kutuplar mücadelesine dönüşmüştür.
BİBLİYOGRAFY A
Adıvar, A. Adnan,


Osmanlı Türklerinde ilim, İstanbul 1970 .
.......... , Tarih Boyunca ilim ve Din,


2. Baskı, İstanbul1969.
Ahmed Lütfi,

Tarih-i Lütfi, c.I, V, İstanbul 1280-1328.
Ahmed Refik, "Köprülüler zamanında Enderun-ı Hümayun ve Terakkiyatı",

Edebiyat-ı
Umumiye Mecmuası,

e.I, No. 28 Muharrem 1335-12 Teşrin-i Sani 1332, s. 91-94.
Akdağ, Mustafa,

Türkiye'nin iktisadi ve ictimai Tarihi, c.I, İstanbul 1977.
Akkutay, Ülker,

Enderun Mektebi, Ankara 1984. /
Aksoy, Özgönül,

Osmanlı Devri istanbul Sıbyan Mektepleri Üzerine Bir inceleme, İstanbul
1968.
Akyıldız, Ali,

Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilatında Reform, İ'stanbul 1993.
o'


Akyol, İbrahim Hakkı, "Tanzimat Devrinde Bizde Coğrafya", Tanzimat I, İstanbul 1940,
s.511-571.
Akyüz, Yahya, "Türk Eğitim Tarihinde Öğretirnde Ezbereilik ve Kaynaklan",

Xi. Türk
Tarih Kongresi,

Ankara 1994, s. 2257-2275 .
............ , Türkiye'de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri (/848-1940),


Ankara
1978.
Kaynak:dergiler.ankara.edu.tr.
Dr. Recai DOĞAN


Konu yolcu tarafından (01-13-2010 Saat 16:53 ) değiştirilmiştir.
yolcu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiket
eğitim, osmanlılarda, öğretim
Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Polis Meslek Yüksekokulları Eğitim-Öğretim Yönetmeliği yolcu Hukuk 0 08-17-2008 14:18
Karamanoğlu Mehmetbey üniversitesi Lisansüstü Eğitim Ve öğretim Yönetmeliği yolcu Hukuk 0 03-27-2008 00:37
Ahi Evran üniversitesi Lisansüstü Eğitim-öğretim Ve yolcu Hukuk 0 03-21-2008 01:05
Fırat üniversitesi Eğitim-öğretim Ve Sınav Yönetmeliğinde yolcu Hukuk 0 03-19-2008 00:43
Millî Eğitim Bakanlığı özel öğretim Kurumları yolcu Hukuk 0 03-08-2008 01:38

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

Kuruluş : 08.10.2006
ForumSitesi.net Her Hakkı Saklıdır
Site ekle|Dizi film|Birseyler.de|vBulletin-Turko|

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay almadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,şikayetlerinizi Burdaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz.Not:Konu acil ise GÖLGE'ye forum üzerinden özel msj atınız. Mailimiz belli aralıklarla takip edilmektedir.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317